logo
GALATEA
(30.7K)
FREE – on the App Store

Milenyum Kurtları

Sienna 19 yaşında bir kurt kadın ve bir sırrı var: o bir bakire. Sürüdeki tek bakire. Bu yılki Pus’u ilkel dürtülerine boyun eğmeden atlatma konusunda kararlı ama Alfa Aiden’la tanıştığında kendini kontrol edemeyecek.

Yaş Sınırlaması: 18+

 

Milenyum Kurtları by Sapir Englard is now available to read on the Galatea app! Read the first two chapters below, or download Galatea for the full experience.

 


 

Uygulama, patlayıcı yeni romanlar için en sıcak uygulama olduğu için BBC, Forbes ve The Guardian’dan takdir aldı.

Ali Albazaz, Founder and CEO of Inkitt, on BBC The Five-Month-Old Storytelling App Galatea Is Already A Multimillion-Dollar Business Paulo Coelho tells readers: buy my book after you've read it – if you liked it

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

1

Özet

On dokuz yaşındaki kurt kadın Sienna’nın herkesten sakladığı bir sırrı var: O, sürüdeki tek bakire. Sienna dürtülerine yenik düşmeden bu yılki Pus’u geçirmeye kararlı. Ancak Alfa Aiden’la tanıştığında hiçbir şey umduğu gibi gitmeyecektir.

Yaş Sınırı: 18+

Yazar: Sapir Englard

Uyarı

Bu şehvet dolu bir hikâye ♨️ ve Episode 1 şehvetli seslerle başlıyor !

Kulaklık takarak veya özel bir yerde dinlemek isteyebilirsiniz .

Nereye baksam seks görüyordum.

Nereye dönsem titreyen bedenler, hareket eden uzuvlar ve inleyen ağızlarla karşılaşıyordum.

Beni çağırıyormuş gibi görünen şehvetli hayaletlerden kaçmaya çalışarak, nefes nefese kalmış halde ormanda koşturdum. “Gel,” diyorlardı bana. “Katıl bize.”

Ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe orman daha da karanlık ve canlı göründü gözüme.

Ağaçlardan bazıları, âşıklar gibi salınıyordu. Eğri büğrü kökleri ve cılız dalları olan diğer ağaçlarsa yırtıcı hayvanları andırıyordu. Etrafımı kuşatıyor, peşimden koşuyorlardı.

İnsan olmayan bir şey karanlıkta beni kovalıyordu.

Artık ağızlar inlemiyor, çığlık atıyordu.

Etrafımı saran grotesk grup seksler gittikçe vahşileşiyordu. Tehlikeli bir hal aldılar. Etrafta kan vardı.

Karanlığın beni yakalaması an meselesiydi.

Seks beni her an boğabilirdi.

Köklerden birinin bacağıma yılan gibi dolandığını fark ettiğim anda tökezleyip ormanın ortasındaki çukura düştüm. Öyle sanmama rağmen düştüğüm yer, bir çukur değildi.

Bu bir ağızdı. Keskin dişleri ve dudaklarını yalayan siyah diliyle beni bütünüyle yutacak bir ağız…

Çığlık atmaya çalıştım ama sesim çıkmadı.

Düştüm.

Daha aşağılara…

Daha derinlere…

Ta ki o vahşi, cinsel delilikle bir olana ve onun tarafından tamamen ele geçirilene kadar.

***

Gözlerimi kırptım. Ne çiziyordum yahu ben?

Elimde çizim defterimle nehir kenarında oturmuş, çizdiğim şeye bakıyordum. Bunu ben çizmiş olamazdım. Çok rahatsız edici ve cinsel içerikli bir çizimdi bu.

Bunun tek bir anlamı olabilirdi: Pus yaklaşıyordu.

Fakat çizimim ve Pus hakkında daha fazla düşünceye kapılmadan yakınlarımdan gelen bir kıkırdama dikkatimi dağıttı. Arkamı dönünce bir grup kızın onun etrafını sarmış olduğunu gördüm.

Aiden Norwood.

Onu daha önce burada – kafamı dağıtmak için çizim yapmaya geldiğim nehir kenarında – hiç görmemiştim. Bizim türümüze buralarda pek rastlanmaz.

Neden mi? Ben de bilmiyorum.

Belki nehir kenarı, bizden her zaman beklenilen vahşiliğe ters düşen bir sakinliğe sahip olduğundan ötürüdür. Ya da buranın, hepimizin içinde yanan ateşten farklı olarak suyla çevrili olması da etkilidir. Belki de buranın sadece bana ait olduğunu düşündüğüm içindir.

Sürüden biri olarak görülmediğim, kendim olabildiğim gizli bir yer: Sienna Mercer, on dokuz yaşında, kızıl saçlı, kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçı. Görünürde normal bir kız.

Alfa, peşindeki kızların çıkardığı seslere aldırış etmeksizin nehre doğru yürüdü. Yalnız kalmak istiyormuş gibi bir hali vardı. Meraklandım, onu çizmek istiyordum.

Alfa’yı çizmek, risk almak demekti; bunun farkındaydım tabii. Ama bu isteğe nasıl karşı koyabilirdim ki?

Alfa’nın ana hatlarını çizmeye koyuldum. 1.93 boyunda, dağınık simsiyah saçları ve başını her hareket ettirdiğinde renk değiştiren altın yeşil gözleriyle Aiden kelimenin tam anlamıyla ağız sulandırıcı görünüyordu.

Gözlerini çizerken birden kafasını çevirip havayı kokladı.

Attığım çizginin devamını getiremedim, donup kaldım. Beni görürse… Hele ne çizdiğimi anlarsa…

Neyse ki Aiden bakışlarını tekrar nehre çevirdi ve kara kara düşünmeye koyuldu. Etrafında birçok insan olsa da Alfa yalnız görünüyordu. Bu yüzden onu tek başına otururken resmettim.

Onu hep uzaktan izlemiştim. Hiç bu kadar yakından gördüğüm olmamıştı. Oturduğum yerden tişörtünden taşan kaslı kollarını, dönüşümüne uyum sağlamak için kıvrılan omurgasını görebiliyordum.

Kurda ne kadar çabuk dönüşebileceğini hayal ettim. Eğilmişti ve gözleri vahşi bir hayvanınkiler gibi delici bakıyordu. Bu haliyle dönüşümün yarısını tamamlamış gibi görünüyordu.

Evet, o bir adamdı fakat bundan daha fazlası yani bir kurt adamdı.

Alfa’yı böyle hayranlıkla izlemek, bana Pus’un hızla yaklaşmakta olduğunu hatırlattı. Pus, on altı yaşından büyük her kurdun şehvetten delirdiği, istisna olmaksızın herkesindeliler gibi sikiştiği bir dönemdi.

Yılda bir veya iki kez bu öngörülemeyen açlık, bu fiziksel ihtiyaçsürüdeki herkesi ele geçirirdi.

Eşi olmayanlar kendilerine geçici partnerler bulup keyiflerine göre onla bunla sürterdi.

Yani sürüde on altı yaşında olup da bakirliğini koruyan kimse yoktu.

Aiden’a bakarken onunla ilgili ortalıkta dolaşan söylentilerin doğru olup olmadığını merak ettim.

Kızları görmezden gelip nehir kıyısında kara kara düşünmesine neden olan bu söylentiler miydi?

Bazıları, Aiden’ın aylardan beri kimseyi yatağa atmadığını, herkesle arasına mesafe koyduğunu söylüyordu.

Niçin böyle yapıyordu? Yoksa herkesten sakladığı bir eşi mi vardı? Gerçi öyle olsaydı sürünün dedikoducuları, söz konusu kadının kokusunu şimdiye kadar alırlardı.

Öyleyse ne olmuştu? Pus geldiğinde eşi olmayan pek sevgili Alfa’mız ne yapacaktı?

Bu seni ilgilendirmez, diye azarladım kendimi. Aiden’ın kimi becerdiği beni neden ilgilendiriyordu ki?

Aiden benden on yaş büyüktü ve çoğu kurt adam gibi yalnızca yaşıtlarıyla ilgileniyordu.

Amerika’nın en büyük ikinci sürünün Alfa’sı Aiden Norwood, varlığımdan bihaberdi. Ona duyduğum, liseli kızlarınkini andıran aşkı bir kenara koyarsak, böyle olması benim açımdan daha iyiydi.

En yakın arkadaşım Michelle bana bir seks arkadaşı bulmayı kafasına koymuştu. O kendininkini çoktan bulmuştu. Henüz biriyle eşlememiş olan bir kurdun, Pus gelmeden kendine bir partner bulması sık rastlanan bir durumdu.

Michelle beni erkek kardeşinin arkadaşlarından üçüne ayarlamaya çalışmıştı; hepsi de gayet yakışıklı, beni yatağa yatmak istediğini söyleyecek kadar açık sözlü erkeklerdi. Michelle, onları niçin geri çevirdiğimi bir türlü anlayamamıştı.

“Of ya.” Michelle’in sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.

“Niçin bu kadar seçicisin be kızım?”

Gerçek şu ki benim herkesten sakladığım bir sırrım vardı.

Sürüdeki on dokuz yaşında olup da bekâretini koruyan tek kurt kadındım. Üç Pus’u arkamda bırakmama rağmen, seks yapmak için yanıp tutuşsam da asla tutkularıma yenilmedim.

“Hisler” ve “ilk seferini düşünmek” bir kurt kadına yakışmıyor, biliyorum. Yine de ben bunları önemsiyordum.

Ahlaka önem verdiğimden falan değil. Kurtların dünyasında ahlak diye bir şey yok zaten. Fakat diğer kızların aksine ben, eşimi bulmadan kimseyle sevişmeyi düşünmüyordum.

Onu bulacaktım.

Bekâretimi ona verecektim.

Artık o kişi her kimse…

Alfa’yı çizmeye devam ederken kafamı kaldırdım ve onun artık orada olmadığını gördüm. Hem şaşırmış hem de telaşa kapılmıştım.

“Hiç fena değil.” Ses yakınımdan geliyordu. “Ama gözler üzerinde biraz daha çalışabilirsin.”

Kim olduğunu anlamak için arkama döndüm. Hemen yanımda, çizimime bakıyordu…

Aiden.

Norwood.

Nefesim kesildi. Bana baktı ve göz göze geldik. Doğrudan göz teması kurduğumun farkına varınca gerildim ve hemen gözlerimi kaçırdım.

Aklı başında olan hiç kimse Alfa’nın gözlerinin içine bakmaya cüret edemezdi.

Bu iki anlama geliyordu: Ya Alfa’nın üstünlüğüne meydan okuyordunuz ve bu, eceline susamışsınız demekti. Ya da Alfa’yı sekse davet ediyordunuz.

İkisini de yapmak istemediğimden elimdeki tek seçenek, çok geç olmadan gözlerimi kaçırıp Aiden’ın bakışlarımı yanlış okumaması için dua etmekti.

“Bağışla beni,” dedim usulca, kendimi sağlama almak için. “Beni şaşırttın.”

“Özür dilerim,” diye cevap verdi. “Seni korkutmak istememiştim.”

Ağzından aklınıza gelebilecek en kibar kelimeler dökülmesine karşın tehditkâr bir ses tonu vardı. Sesi, sanki her an insan dişleriyle boğazınızı parçalayacakmış gibi çıkıyordu.

“Sorun yok,” dedi. “Gerçekten. Isırmam… yani genelde.”

Ona öyle yakın duruyordum ki elimi kaldırsam kaslarına ve altın tenine dokunabilirdim. Başımı kaldırıp ona baktım.

Böylesine vahşi, keskin hatlı bir yüzün yakışıklı olmasına imkân yoktu ama öyleydi işte. Kurt adam olduğunu belli eden sert, kalın kaşları vardı.

Eskiden ettiği kavgalardan birinde kırılmış olan hafif eğri burnuna rağmen aşırı seksi görünüyordu.

Alfa beni test edermişçesine bana doğru bir adım attı. Vücudumdaki tüm tüylerin ürperdiğini hissedebiliyordum. Korkudan mıydı yoksa heyecandan mı?

“Bir dahaki sefere beni çizdiğinde,” dedi Aiden, “bana yaklaş.”

“Ah… Tamam,” diye salak gibi geveledim.

Aiden Norwood geldiği gibi ortalıktan kaybolarak beni nehir kenarında yalnız başıma bıraktı. Derin bir nefes aldım ve vücudumdaki her bir kasın gevşediğini hissettim.

Alfa’yla Sürü Evi’nin dışında bir yerde karşılaşmak, beklenmedik bir durumdu. Genelde onu toplantılar veya balolarda görürdük; hep resmî etkinliklerde yani.

Bugün burada karşılaşmamız sıra dışı bir olaydı.

Onu buraya kadar takip etmelerine rağmen Aiden’ın görmezden geldiği hayranlarının suratlarındaki kıskanç ifadelerden, bu durumun her an kontrolden çıkabileceğini sezebiliyordum.

Aiden’ın bir dişiyle, özellikle benim gibi sıradan biriyle çok kısa da olsa etkileşimde bulunmuş olması, en azgın orospuların çıldırıp sırf Alfa’nın tadına bakabilmek için Sürü Evi’ni yakıp yıkmasına yeterdi.

Bu büyüklükteki bir olay Alfa’yı şüphesiz strese sokardı. Stresli bir alfa demek, işe yaramayan bir alfa demekti ki bu da sürünün sorun yaşamasına neden olurdu. Siz anladınız…

Kimse böyle bir şeyin gerçekleşmesini istemezdi.

Güneş batmadan, kalan ışıkla çizimimi tamamlamaya karar verdim. Böylelikle aklımı boşaltabilecektim. Sadece ben ve nehir; huzur içinde…

Fakat tek düşünebildiğim Aiden Norwood’un gözleriydi.

Onları ne kadar da yanlış resmetmiştim. Alfa haklıydı. Daha iyisini yapabilirdim.

Biraz daha yaklaşabilseydim… Bir daha ona nasıl bu kadar yakın olabilecektim ki?

O zamanlar, şimdi bildiklerim hakkında bir bilgim yoktu. Birkaç saat içinde Pus başlayacaktı.

Seksle kafayı bozmuş bir canavara dönüşeceğimi bilmiyordum. East Coast Sürüsü’nün Alfası Aiden Norwood’un cinsel uyanışımda böylesine büyük bir rol oynayacağını da.

Düşüncesi bile bir kızı ulutmaya yeterdi.

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

2

Anne
Sevgili Sienna, nerelerdesin?
Sienna
Anne, sana daha kaç defa söylemem gerekiyor?
Sienna
Msjlarına sevgili diye başlamana gerek yok
Anne
Ama böyle daha özel! Mektup gibi.
Sienna
Anne
Çabuk eve gel!
Anne
Ablan burada.
Anne
Jeremy’i de getirdi.
Anne
Bu ne demek biliyorsun…
Anne
DEDİKODU ZAMANI.
Sienna
…aman ne güzel
Sienna
Yakında dönerim
Anne
Harika. Sevgiler, Annen.
Sienna

Pus’un sizi nerede ve ne zaman etkileyeceği sizin elinizde değil.

Araba sürerken mi başladı? Aracınızı hemen bir kenara çekseniz iyi edersiniz, aksi takdirde elli aracın zincirleme kaza yapmasına neden olabilirsiniz.

İşte misiniz? İşinizi gücünüzü bırakın ve dağlara kaçın yoksa kendinizi patronunuzla sevişirken bulabilirsiniz.

Akşam yemeği için masada yerimi alırken, Pus’un beni ailemin yanında ele geçirmemesi için dua ettim. Bundan daha kötüsü olamazdı.

Sofranın kurulmasına yardım edip Selene’e bir tabak ev yapımı lazanya servis ederken, Pus’un etkisi yüzünden aniden ortadan tüymem gerekirse diye arka kapıya bir bakış attım.

Hararetle sohbet etmekte olan ailemle yemek yemek için sofraya oturdum.

“Ne oldu Jeremy?” diye sordu annem, başıyla ablamın eşini işaret ederek. “İçeri girdiğinden beri tek kelime etmedin. İşler nasıl?”

“Sayın Avukat, buna cevap vermek zorunda değilsiniz,” dedi Selene, anneme alaycı bir bakış atarak.

Jeremy güldü. “Melissa, liderimiz hakkındaki söylentileri duymak istiyor olabilirsin ama sana bu konuda bilgi veremem, biliyorsun.”

“Söylentileri onaylamak veya reddetmek için başını sallasan da mı olmaz?”

“Anne,” dedi Selene. “Jeremy, sürünün baş avukatı. Onun görevi, sırları saklamak.

Önemli bir bilgi olmasa da olur. Şöyle iki çift laf etsek… Mesela Alfa’mız ve Jocelyn’in artık beraber olmadığı, kızın Beta Josh’la çıktığı doğru mu?”

Selene’le aynı anda, “Anne,” diye bağırdık.

Jeremy sırıttı. “Susma hakkımı kullanıyorum.”

“Of, hiç eğlenceli değilsiniz.”

Melissa, ergen gibi davranıyordu, hatta biz kızları olmamıza rağmen ondan daha olgunduk. Fakat bu, onu daha çok sevmemize neden oluyordu. Yani çoğu zaman.

“Bana benim işimle ilgili soru sorabilirsin,” dedi Selene.

Melissa ağız dolusu lazanyayı çiğnerken, “Sormadım mı zaten? Kesin sormuşumdur ya,” dedi.

Selene gözlerini devirdi. Melissa her zaman Selene’in daha istikrarlı bir kariyere sahip olmasını istemişti. Anneme göre modayla uğraşmak bir meslek değil, hobiydi.

“Bir gün moda sayılan, ertesi gün demode oluyor. Bu hem kıyafetler hem de sektör için geçerli, Selene! Uzun vadeli düşün.”

Selene ise işinde başarılara imza atıp annemin tavsiyesinin yanlış olduğunu kanıtlamıştı. Kendisi şehirdeki en büyük moda tasarım şirketlerinden birinde çalışıyordu.

Ancak annemizin heves kıran lafları Selene’e işlemezdi. O her açıdan benden daha güzel, daha zeki ve daha başarılıydı.

Bunu ne zaman dillendirsem – ki bunu pek sık yapardım – Selene beni dürtüp, “Daha gençsin, Si. Kendine biraz zaman tanı,” derdi.

Ne var ki dünyanın en büyük sanatçılarından biri olma hayalimi gerçekleştirmek için sabırsızlanıyordum. Bir gün kendi sanat galerimi açacaktım.

Çok yakında diye söz verdim kendime. Annemin ne dediği umurumda değildi. Selene, onun her konuda haklı olmadığını ispatlamıştı.

“Sorun değil anne,” dedi Selene, konuyu değiştirerek. “Hem dedikodu daha ilgi çekici. Dedikodu demişken…”

Selene gözlerini bana çevirdi. Tek kelime etmeden başımı iki yana salladım. Yapma.

“Bu yılki Pus’ta partnerinin kim olacağı belli mi, Si?”

Annem, “Aaa, evet!” deyip bana döndü. “Bu yıl menüde ne var? Ya da kimdiye mi sormalıyım?”

“Bir kurt kadın sırlarını asla paylaşmaz,” dedim yalancıktan.

Bir anlığına ailem bu konuyu kurcalamaktan vazgeçecekmiş gibi göründü.

Konuyu değiştirip kontrolü elimde tutmak ve insanların dikkatini başka yöne çekmek gibi bir yeteneğim vardı. Ailedeki en genç birey ben olsam da otoriter bir kişiliğe sahiptim.

Fakat annem, ne yaptığımın farkındaydı.

“Yine başladı,” deyip kafasını salladı. “Baskın karakterli küçük kızımız, bize istediğini yaptırıyor. Hadi ama Si, söyle bize. Biriyle görüşüyor musun?”

“Bazılarımız özel hayatının özelkalmasını tercih ediyor anne,” dedim.

Annem omuz silkti. “Saklayacak bir şey yok. Babanın bu yılki Pus’u dört gözle beklediğini biliyorum. Öyle değil mi hayatım?”

“Saniyeleri sayıyorum,” dedi babam. Bir elinde kırmızı şarapla dolu kadehini tutarken haylazca gülümsedi.

“LÜTFEN durun. İğrenç.”

İğrenç olmasına iğrençti ama beni rahatsız etmesinin sebebi bu değildi. Annem hep özgürce seks yapan bir kadın olmuştu. Asıl hoşuma gitmeyen şey, yalan söylememdi.

Bakire olduğumu herkesten sakladığımı söylerken ciddiydim. Bunu annem bile bilmiyordu.

Bu çok tuhaftı çünkü eskiden beri her konuda açık açık konuşurduk. Benden hiçbir şey saklamazdı.

İnsan olan babamla nasıl tanıştığını, tek çocukları Selene’in nasıl dünyaya geldiğini ve beni nasıl bulduklarını bana anlatmıştı.

Aslında onlar benim biyolojik ailem değil.

Annemin çalıştığı hastanenin dışına bırakılmış bir beşikte bulmuşlar beni. Annem hep, “Bunun hiç önemi yok,” derdi.

Tam konuyu değiştirip, Pus dışında – artıkne olursa – herhangi bir şeyle ilgili konuşmak üzereydim ki…

Donup kaldım. Derinliklerimde yavaş yavaş, nabız gibi atmakta olan kızgın lav harekete geçti; vücudum âdeta alev almıştı.

Nefes alamıyordum, kan ter içinde kalmıştım. Ben daha karşı koyamadan kot pantolonumun dikişleri, kasıklarıma sertçe bastırdı.

Ani, dayanılmaz bir arzuyla titredim.

SİKTİR.

Kendimi durduramadım, yüksek sesle inledim ve ne ara kapattığımı bilmediğim gözlerimi açtığımda herkesin tepkisinin benimkiyle aynı olduğunu gördüm.

Hayır, hayır, hayır.

Burada olmaz.

Ailemin yanında değil.

Ablamın Jeremy’e bakışı… Annemin ayağa kalkıp babama doğru eğilmesi…

Buna katlanamazdım. Olabildiğince hızlı koşarak odadan çıktım.

Mutfak.

Koridor.

Ön kapı.

O soğuk gecede dışarıya fırlayıp dizlerimin üzerine çöktüm.

Pus vücudumda zehirli bir yılan misali geziniyordu. Göğüs uçlarım sertleşti ve karın kaslarım cinsel açlıkla titreyip kasılıyordu.

Boğazım tıkanmıştı, güçlükle nefes alıyordum. Rüzgârlı bir gece olmasına rağmen kıyafetlerim tenime yapışmıştı. Onları çıkarmak istiyordum.

Birinin göğüslerime, karnıma, cinsel organıma dokunmasını istiyordum.

Tanrım. Pus hiç bu kadar güçlü olmamıştı.

Son üç Pus boyunca sevişme isteğimi bastırdığım ve kendimi seksten mahrum bıraktığım için böyle hissediyor olmalıydım.

Tahmin etmeliydim. Tabii ki böyle olacaktı. Ne düşünüyordum ki? Bunun hakkında düşünmedim bile… Ve şimdi bunun bedelini ödüyordum.

Arkama dönüp evime baktım. Burası normalde güvende ve rahat hissettiğim bir yerdi ama şu an hiç de öyle değildi. Ebeveynlerim büyük olasılıkla Pus’un tadını çıkartıyordu.

Selene ve Jeremy’i düşünmek de hoş değildi. En azından onlar kurttan çok insan gibi davranıyor, sınırlara, mahremiyete ve toplumsal normlara saygı duyuyorlardı.

Dürtülerine teslim olmadan önce muhtemelen şehir merkezinde bulunan apartmanlarına dönmüş olurlardı.

Tüm bunları aklımdan uzaklaştırıp ormana giden patikaya koştum.

Olup bitenden habersiz, kendi işinde gücünde olan insanların, benim gibi Pus’un ilk evresinde olup kendine hâkim olmaya çalışan kurtların yanından geçtim.

Bunu başarmak onlar için daha kolaydı. Hiçbiri bakir değildi. Geçmiş yıllarda Pus’un etkisi altındayken bol bol sevişmişlerdi. Bense aklımı kaçıracak gibiydim.

Ormanın girişinde soyundum. Birisi tarafından görülmek umurumda değildi. Kurda dönüşmeliydim.

Tam burada.

Ve hemen şimdi.

Normalde dönüştüğüm zamanlar kontrol bende olurdu fakat Pus beni ele geçirirken bu mümkün gözükmüyordu. İnsan formunda daha fazla kalamazdım.

Gözlerimi kapayıp dönüşümün içimi mutlulukla doldurmasını hissettim.

Genelde değişimin her aşamasını hissederdim: kollar, bacaklar ve bedenin uzaması, kasların gerilmesi, insan saçlarımla uyumlu, tüm bedenimi kaplayan kızıl tüylerimin çıkışı.

Fakat şimdi hiçbirini hissetmiyordum. Tek hissettiğim Pus’tu.

Nefes aldığımda çıkan ses hırıltılıydı. Parmaklarım simsiyah pençelere dönüşmüştü. Bir kurdun gözlerinden bakınca her şey daha saldırgan ve vahşi görünüyordu.

Özellikle de şimdi, Pus henüz yeni başlamışken.

Dönüşümünü tamamlamış kurt formumda ormanın derinliklerine koştum.

Soğuk rüzgâr tüylerimi uçuşturuyordu, pençelerimin altındaki toprak ıslaktı ve ormandan gelen kokular burnuma doluyordu.

Kurtların ulumaları ormanda yankılandı. Bu kurtların eşleri yoktu ve kendilerine partner arıyorlardı.

İçimden küfrettim. Yaptığımın ne anlama geldiğini düşünmemiştim.

Pus’un başlarında ormana gitmek, sikilmek için yalvarmakla eş değerdi. Orman, arzular ile aptal dürtülere ev sahipliği yapan bir üniversite barına benziyordu.

Kurtlardan birinin kokumu alıp partnerimin olmadığını anlaması an meselesiydi. Pes edene kadar peşimi bırakmayacaklardı. Birden fazla kurt düşecekti peşime, bundan emindim.

Bu bir oyundu: Bakalım partneri olmayan dişi kurdu ilk kim yakalayacaktı?

Vücudum onlara karşı koymak istemese de yenilgiyi kolay kolay kabul etmeyecektim. Bu kurtlar, canlarının istediği kadar seks yapabilirlerdi, onları yargılamıyordum. Fakat benim için durum farklıydı.

İki kurdun birbirlerinin gözlerinin içine bakıp ömürleri boyu eş kalacaklarını aniden fark ettiklerinde, tarifi olmayan o ifadenin yüzlerine yayılacağı anı bekliyordum.

O anı bir an önce yaşamak istiyordum.

Ormanda, hele de Pus’un başında gerçekleşmeyeceği kesindi.

Erkek kurtların kokusunu alıyor, hareketlerini sezebiliyordum.

Oradan oraya koşturdum ve havaya feromonlarımı salarak onları yakınıma çektim. Çok geçmeden beni köşeye sıkıştıracaklarını kestirebiliyordum.

Hepsi birbirinden aç beş kurt adam.

Tahrik olmuştum. Of, hem de ne biçim…

Bir anlığına, “Belki de bu yıl, bekâretimi kaybedeceğim yıldır,” diye düşündüm.

Sonunda pes mi edecektim? O beş erkeğe teslim olup hepsiyle aynı anda mı sevişecektim? Ormanın ortasında tam burada, hemen şimdi bekâretimi kaybedecek miydim?

Pus beni ele geçirip aklımdan eşimi bekleme isteğimi silerken kendime sordum: Sahiden, beni durduran neydi? Sevişmek istiyordum.

Ya da istiyor muydum?

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

Son Umudu

Lake’in mükemmel bir planı vardı. Eşini bulacak, yerleşik hayata geçecek ve bir yuva kuracaktı. Ancak sevgilisi onu başkası için terk ettiğinde, Lake’in planı da kalbi de paramparça oldu. Tanrıça’nın onun için başka bir planı olduğuna inancını koruyabilecek mi? Belki de bu plan, onunkinden çok daha iyidir…

Yaş Sınırlaması: 16+

Gül’ün Savaşı

Kral olan babasının ölümünden sonra, Deanna kendini tehlikeli bir durumda bulur. O gayri meşru bir prensestir ve üvey annesi Kraliçe Rosaline ile üvey kardeşi Prens Lamont, saraydan uzaklaştığını görene kadar hiçbir şeyden vazgeçmeyecektir. Yalnız başına kalan, onu koruyacak kimsesi olmayan Deanna, hayatı için endişelenmeye başlar. Ancak Kraliçe Rosaline’in gözüne girmeye çalışan talipleri saraya gelmeye başladığında, Deanna, uzak bir ülkeden gelen, aradığı kurtuluşu sunabilecek yakışıklı bir yabancıyla tanışır…

Yaş Sınırlaması: 18+

Seksi Üvey Kardeşim Bir Ayıadam

Lisedeki son yılının en büyük partisinin olduğu gece Helen, partiye gitmek yerine annesinin yıldırım nikahına gitmek zorundadır. Annesi, Bear Creek’li bir dağ adamıyla evlenmek üzeredir ve Helen bu durumdan pek de memnun değildir. Ta ki Sam’le tanışana kadar. Sam, dağların en ateşli adamıdır ama şimdi Helen’ın üvey kardeşi olacaktır. Karakterleri birbirlerine zıt olmasına rağmen, iki yeni akraba birbirine çekilir. Ancak yaklaştıkça Helen bir şey keşfeder: Sam’in bir sırrı vardır…

Yaş Sınırı: 18+

Lanetli

Yeni kız Raven Zheng’in bir sırrı var: hayaletleri görebiliyor. Yerel efsane Cade Woods’un da kendine has özel yetenekleri var. Bir dizi cinayetin ardından gençler katili yakalamak için özel yeteneklerini kullanmaya karar verirler. Fakat Raven, Cade’in karanlık geçmişini öğrenince ona gerçekten güvenip güvenemeyeceğine dair şüpheye düşecektir…

Yaş Sınırlaması: 13+

Dokunuş

Kendimi yatağa atıp tavana bakıyorum.

Lanet olsun. Neyim var benim?

Meme uçlarımın sertleşmesi için elimi kaldırırken neden bu kadar huzursuz hissettiğimi anlayamıyorum.

Ama cidden. Düşünmeyi bırak. Kendine dokunmayı bırak. Sadece dur!

Ejderha’nın Kölesi

Orta çağa tanıklık etmek için gizemli Requiem Şehrine zamanda yolculuk! Madeline, küçüklüğünden beri Requiem Sürüsü’nün güçlü Ejderha şekil değiştirenlerine hizmet etmektedir. On sekizinci doğum gününde, Ejderha Lordu Hael, zümrüt yeşili gözlerini Madeline’e diker. Hael’in onun için daha büyük planları vardır. Madeline, Hael’in ihtiyaç duyduğu itaatkar seks kölesi mi olacak? Yoksa bu ultra seksi hizmetçi, eşiyle karşı karşıya mı gelecek?

Yaş Sınırlaması 18+

Farklı

Evelyn, senin bildiğin kurt adamlardan. Aslında bir kurt-insan melezi olarak o senin bildiğin hiçbir şeye benzemezdi! Evelyn, yirminci yaş gününde göz ardı edemeyeceği bir gelenekle karşı karşıya kaldı: kaderindeki eşi bulmak. Evelyn, on yıl aradan sonra sürülerine dönen inanılmaz seksi Alfa Alex’e garip bir şekilde çekilene kadar hiç bu kadar heyecanlanmamıştı. Ne var ki saf kurt ve kibirli (ve saf kibirli) üvey kız kardeşi Tessa’nın da hayallerinin erkeğinde gözü vardı ve istediğini elde etmeye alışkındı!

Yaş Sınırlaması: 18+

Risk Al

Kara sıradan bir lise son sınıf öğrencisi: ne popüler biri ne de yalnız. Bir erkek arkadaşı var: Adam. Ta ki onu aldatana kadar. Şimdi onu tamamen unutmak istiyor, ama Adam karşısına çıkıp duruyor. Bir partide onun yanında olmaya başladı. Ne yazık ki Jason Kade’in partisi. Adam’ın kıçını ona verdikten sonra Jason gözlerini Kara’ya dikmiş ve hayır kelimesini kabul etmiyor. Şimdi Kara ve Jason bir kedi fare oyununa düştüler, ama hangisi kedi hangisi fare?

Yaş Sınırlaması: 18+

İyilik Meleği A.Ş.

Herkesin aklından bir iyilik perisine sahip olmak geçmiştir, değil mi? Viola onun bir iyilik perisinin olduğunu öğrenir. Tek bir dilekle tüm romantik hayalleri gerçek olacak! Bkunda ötü gidecek ne olabilir?Muhteşem bir prensin kalbini kazanmak için diğer kadınlara karşı tehlikeli bir oyunda rekabet etmek zorunda kalmasına ne demeli. Kavga başlıyor!

Yaş Derecelendirmesi: 18+

Orijinal Yazar: F.R. Black

Mateo Santiago

Juniper, dönüşemeyen bir kurt adamdır. Sürünün Alfası olan babası, onu kovduğunda, kendini yabancı topraklarda bir kaçak olarak bulur. Fakat Juniper başka bir Alfa ile tanışmak üzeredir. Hayatını sonsuza dek değiştirecek bir Alfa…

Tür: Romantik, Kurt Adam, Fantastik

Yaş sınırlaması: 18+