logo
GALATEA
(30.7K)
FREE – on the App Store

Değişim

Jessica, Scott Michaels’tan sonra yönetici rolünü kapmıştı. Tek sorun, diğer CEO Spencer Michaels idi; Jessica’nın yerine geçeceği adam. Spencer Jessica’nın durumunu öğrendiğinde, Jessica’ya yerini bildirmek için elinden geleni yapacaktı… Kör olsa da boşanıyor olsa da ve tam bir pislik olsa da Jessica ona aşık olacaktır.

Yaş Sınırlaması: 18+

 

Değişim by Rebecca Robertson is now available to read on the Galatea app! Read the first two chapters below, or download Galatea for the full experience.

 


 

Uygulama, patlayıcı yeni romanlar için en sıcak uygulama olduğu için BBC, Forbes ve The Guardian’dan takdir aldı.

Ali Albazaz, Founder and CEO of Inkitt, on BBC The Five-Month-Old Storytelling App Galatea Is Already A Multimillion-Dollar Business Paulo Coelho tells readers: buy my book after you've read it – if you liked it

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

1

Özet

Jessica, Scott Michaels'tan sonra yönetici rolünü kapmıştı. Tek sorun, diğer CEO Spencer Michaels idi; Jessica’nın yerine geçeceği adam. Spencer Jessica’nın durumunu öğrendiğinde, Jessica’ya yerini bildirmek için elinden geleni yapacaktı… Kör olsa da boşanıyor olsa da ve tam bir pislik olsa da Jessica ona aşık olacaktır.

Yaş Sınırlaması: 18+

Orijinal Yazar: Rebecca Robertson

JESSICA

Telefonumun ekranındaki basın açıklamasına şaşı baktım: “MICHAELS HOTEL GROUP TOSKANA'DA YENİLEME PLANLARINI AÇIKLIYOR.” Başlığın altında gülünç bir şekilde fotojenik olan iki Michaels kardeşlerin fotoğrafı vardı: Scott ve Spencer.

Patronlarım.

Gülümseyen yüzlerine baktım, içimden çığlıklar atıyordum. Olamaz, olamaz, olamaz. Basın açıklaması erken yapılmıştı, gelecek haftaya kadar yapılmaması gerekiyordu. Scott sinir krizine girecekti.

Ama bunu düşünecek zamanım yoktu. Toplantı odasının kapısını açtım ve erkeklerle dolu bir masa gördüm.

Hepsi orta yaşlıydı, özel tasarım takım elbise giyiyorlardı ve şaşkınlıkla bana bakıyorlardı.

Muhtemelen benim gibi genç birinin Scott Michaels'tan sonraki yönetici olmasını beklemiyorlardı.

Spencer, başarılı otel geliştirme işlerinde kardeşine yardım etmeyi bıraktığından beri onun yapamadığı her şeyi yapmam için Scott işe beni almıştı. Bu işi almak herkes için olduğu kadar benim için de sürpriz olmuştu.

Üst düzey bir üniversitenin işletme bölümünden onur derecesiyle mezun olduğum doğruydu ama yönetim kurulu masasındakiler gibi adamlar bana baktıklarında bunu görmüyorlardı. Hayır, bu adamlar yirmi beş yaşında, tatlı, kızıl saçlı ve mükemmel bir gülümsemesi olan bir kız görüyorlardı.

Bu yüzden daha çok çalışmam, daha net konuşmam ve odadaki herkesten daha zekice düşünmem gerekiyordu. Tamam, insanları memnun etmeye çalışan biriydim ama kimsenin bu işi yeteneklerimin dışında başka bir şeyden dolayı aldığımı düşünmesine izin veremezdim.

Masadaki koltuğuma otururken, “Günaydın beyler,” diyerek selam verdim. “Scott görüşmeye gelemediği için özür diliyor. Ofiste bazı işlere takılı kaldı ama söz veriyorum, sunumunuzun detaylı bir raporunu vereceğim.”

Kömür grisi takım elbise giyen Bay Wallace diliyle cıklayarak, “Bir tek seni mi gönderdi?” diye sordu.

“Ben onun iş analistiyim, Bay Wallace. Yani evet. İş teklifinizi analiz etmek için burada olacağım.” Adam belli ki milyon dolarlık teklifini kızı yaşındaki birine sunacağı için rahatsızdı ama umurumda değildi. “Hazır olduğunuzda başlayalım.”

Adam iç çekti ve bana doğru bir dosya gönderdi. Dosyayı açınca rakamlarla dolu belgeler gördüm. O konuşmaya başladığında ben de belgelere göz atıyordum.

“Tropic Relaxation dünya çapındaki kaplıcaları ile meşhurdur. Michaels Hotel Group ile yapılacak bir ortaklığın iki taraf için de kârı artıracağını biliyoruz. İlk tablodaki rakamlara bakarsanız, size ait Delilah Estate’e benzer bir konumu ve boyutu olan bir oteldeki son aya ait kârımızı görürsünüz.”

Delilah Estate, Toskana'daki otelimizdi ve bu oteli yenilemek istiyorduk. Yenileme planlarına son teknoloji ürünü bir spa eklemek de dahildi; ben de bu yüzden bu toplantı odasındaydım. Tropic Relaxation, ihaleyi kazanmak isteyen birçok spa şirketinden sadece biriydi.

Belgelerle dolu olan dosyayı kapattım ve Bay Wallace'ın gözlerinin içine baktım. “Söyleyin, en kârlı spa hizmetiniz nedir?” Bir analist için sadece sayıları okumak kolaydı, ama sayıları okumam hiçbir zaman gerçeğin kendisini vermezdi.

Üniversitede öne çıkmamın, bu işi almamın sebebi sayılardan daha fazlasını okuyabilmemdi. İnsanları okumada iyiyimdir.

Bay Wallace gözlerini kırptı. “En kârlı hizmetimiz mi? Yüz bakımı tabi ki. Erkek, kadın, genç, yaşlı her türlü müşteriyi cezbeder. Bütün kaplıcalarımızda sürekli bu talebi alıyoruz.”

Başımı sallayarak sandalyemi geri ittim ve ayağa kalktım ve gülümseyerek “Teşekkürler beyler,” dedim. “Bu bilgileri götürüp…”

“Ne yani, bu kadar mı?” diye lafım bölündü. Bay Wallace'ın sağ kolu, lacivert kıyafet giyen adam sandalyesinden bağırdı. “Bize bir soru sorup gidecek misin? 10 dakika bile durmadın!”

“Teklifinizi iyice anladım ve…”

“Kaç yaşındasın sen? Yirmi var mısın? Bir şeyi iyi anlayacak kadar uzun yaşamamışsındır!”

Durdum, dimdik ona baktım. “İşinizin yenilikle değil geleneksel yollarla yürütüldüğünü anlayacak kadar yaşadım. Personeliniz satır aralarındakilere değil, sayfada yazanlara bakıyor.”

Bay Wallace'ın gözlerinin küçüldüğünü gördüm. Yine de devam ettim. “İsveç masajı en kârlı hizmetiniz, Bay Wallace. Rakamlara bir bakışımda bunu görebildim. Elbette, yüz bakımına ait rakamlar etkileyici ancak maliyeti karşılamıyor. İhtiyaç duyulan tüm malzemelerin maliyeti.”

Bay Wallace kudurmuştu ve koltuğundan kalkarak, “İşimi benden daha iyi yapabileceğini mi sanıyorsun?” dedi.

Evet, aptal herif.

Ama ben öyle bir şey demedim. Bunun yerine, “Harika bir iş yürütüyorsunuz. Ama Tropic Relaxation'ın operasyonlarını her zaman olduğu gibi güvenli bir şekilde yürütmekten mutlu olduğunu görebiliyorum. Scott bu projede yeni bir şey arıyor. Yeni bir şey. Ama dediğim gibi, teklifinizi ona bildireceğim.”

Dosyayı masadan aldım ve odadan ayrılmak için döndüm. Toplantı odasının kapısını açarken, “Hoşça kalın beyler,” dedim. Ben odadan çıkarken içlerinden birinin bana şöyle dediğini duyduğuma oldukça emindim. Sürtük.

Kafamı salladım. Scott'ın beni neden buraya gönderdiğini merak ettim. Tropic Relaxation eski ve sıkıcı olmakla ünlüydü. Markamızın tam tersiydi. Ve bunun ötesinde, patronumun beni tek başıma bir teklif toplantısına göndermesi onluk bir davranış hiç mi hiç değildi.

Scott Michaels bu iş için doğmuş olabilirdi ama bu, işini hafife aldığı anlamına gelmiyordu. Aslında tam tersiydi. Scott adeta şirketi için yaşıyordu ve ne kadar küçük olursa olsun, her kararı kişisel olarak inceliyordu.

Bu yüzdendi ki bu sabah bu toplantıya girmem için bana son dakikada haber verdiğinde bir şeylerin ters gittiğini hissetmiştim.

Sebebi ne olursa olsun, sabahın yarım saatini boşa harcamıştım ve işe geri dönmek için can atıyordum.

Taksi, göz kamaştıran Michaels Hotel Group binasına yanaştığında taksiden dışarı atlayıp aceleyle kapılardan geçtim.

Scott ve benim ofislerimin olduğu en üst kata çıkarken asansörde telefonumu çıkarıp e-postalarımı kontrol etme şansım oldu. Son baktığımdan beri kırk dört yeni e-posta vardı.

Harika.

Kata ulaştığımda ofisime ilerlerken koridorun öteki tarafında Scott'ın ofisinden yüksek sesler duydum. Scott'ı bağlayan toplantı bu olmalıydı. Kapı aralıktı, ama sadece Scott'ın sırtını görebiliyordum.

Bir adam, “Amma cesaretliymişsin!” diyerek esip gürlüyordu.

Scott'ın iç çektiğini duydum. “Bir saniye sakinleşebilirsen açıklayabilirim.”

“Neyi açıklayacaksın? Yapmayacağın konusunda anlaştığımız tek şeyi arkamdan iş çevirip nasıl yaptığını mı?”

“Spencer, durumu ihanet demeye getiriyorsun.” Spencer. Spencer Michaels yani. Scott'ın abisi. Ve diğer patronum. Teknik olarak. “Kötü bir niyetle yapmadığımı biliyorsun. Ama hepsini üstlenemem, tek başıma…”

Arkamdan küçük bir ses, “Sen kimsin?” dedi ve kulak misafirliğim son buldu. Küçük bir kız çocuğuydu, belki beş yaşındaydı. Balerin eteği giyiyordu ve saçları iki örgülüydü. Kimin çocuğu olduğunu görmek için etrafa baktım ama boş çıktı.

Çömelerek, “Benim adım Jessica. Ailen nerede?” diye sordum.

Ama kız cevap vermek yerine elimi tuttu ve beni koridorun karşısına, Scott'ın ofisine çekti. Ben odanın ortasına geldiğimde bıraktı.

İki adam da konuşmayı kesti ve kardeşine dönmeden önce Scott’a böldüğüm için üzgünümdiyen bir bakış attım.

Aman ya Rabbi.

Spencer Michaels'ı daha önce hiç şahsen görmemiştim. Kirli sarı saçından kare çenesine, o düğmeli gömlekli kaslı kollarına kadar onunla ilgili her şey ağzımı sulandırıyordu. Adam tam bir Yunan tanrısıydı.

Küçük kız beni işaret ederek, “O kim?” diye tekrar sordu.

Scott, “Leila, bu Jessica,” diye cevap verdi. Bana dönüp, “Leila, Spencer'ın kızı,” dedi ama ben cevap veremeden Spencer tekrar başladı.

Öfkeli bir şekilde “Bu o mu?” dedi. “Benim işimi yapması için yerime aldığın yirmi beş yaşındaki çocuk bu mu?

O zaman gizlice dinlediğim tartışmanın benimle ilgili olduğunu öğrenmiş oldum.

“Senin işini devralmıyor, Spencer.”

“Daha sonra gelebilirim,” demeye çalıştım ama Spencer sözümü kesti.

“Leila, git mutfaktan abur cubur al lütfen,” diyerek kızına talimat verdi.

“Ama aç değilim!”

Leila.” diye tekrarladı. Kollarını göğsünün üzerinde toplayıp odadan çıkarken Leila’yı izledim. Sonra Spencer bana döndü.

“Söyle bana, altmış beş yıldan fazla bir süredir aileme ait olan bir şirketi yönetmek için seni böyle nitelikliyapan nedir? Bana bu işi neden bu kadar hak ettiğini düşündüğünü anlat.”

Ama bana hiç bakmıyordu. Zümrüt yeşili gözleri durduğum yerin beş santimetre soluna bakıyordu. Spencer Michaels'ın kör olduğunu biliyordum. Herhangi bir magazin gazetesini okuyan herkes bunu biliyordu.

Geçen yıl beyin ameliyatı geçirmişti ve ameliyattan uyandığında hiçbir şey göremiyordu. Bu yüzden şirketteki işlerine biraz ara vermişti. Bu durum özellikle trajikti çünkü karısı ondan üç ay önce boşanma davası açmıştı. Ama şu anda ona o kadar acımıyordum.

“Pardon?” diye araya girdim; beni böyle ezmesine izin verecek değildim.

“Açık değil miydim? Sen benim işimi yapıyorsun. Başarılı olması için onlarca yıl tırnaklarımla kazıdığım işi. Kullandığın ilişkiler hep benim, süreçler hep benim ve benim ailemin lanet olası şirketi için.”

“İşe alınmamın senin için sürpriz olmasından dolayı üzgünüm ama senin bildiğin izlenimine kapılmıştım,” dedim ve Scott'a bir bakış attım. “Ama bana bir aile şirketinin devredilmemiş olması bu iş için niteliksiz olduğum anlamına gelmez. Bu noktaya gelmek için kıçımı yırttım ve yaptığım işte iyiyim.”

Scott başını salladı. “Jessica buralarda çok yardımcı oldu. Senin yokluğunda her şeyi idare edebilmek için yardıma ihtiyacım var.”

“Sadece birkaç aydır yoktum!”

“Altı ay, Spencer. Ne kadar ihtiyacın varsa o kadar zaman al, bununla bir sorunumun olmadığını biliyorsun. Ama işleri tek başıma yapamam.”

Spencer yüksek sesle iç çekti ve sonra beklemediğim bir şey yaptı. Bana doğru birkaç adım attı; aramızda belki iki santimetre mesafe vardı. Ve vücudum… Alevler içinde püskürüyor gibiydi.

Bu sefer gözleri doğrudan üzerimdeydi, bir santimetre bile yanda değildi. İmkansız olduğunu bilsem de beni okuyormuş gibi hissettim.

“Jess’ti, değil mi?” diye sordu; sıcak nefesi yanağımdaydı.

Aşırı uygunsuz bir durumdu bu.

“Jessica,” diyerek cevap verdim.

“Eh, Jess, dikkat et. Çünkü buradaki her hareketini izliyor olacağım. Ve küçük kardeşim kadar nazik bir patron da değilim.”

Ardından Spencer ofisten ayrıldı ve koridorda yürürken kızını çağırdığını duydum. Tuttuğumu fark etmediği nefesimi verdim.

Scott, “Şu basın açıklaması …” diyerek konuşmaya başladı ama odaklanamadım. Aklım hâlâ Spencer Michaels ve onun parıldayan yeşil gözlerindeydi.

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

2

JESSICA

PAT!

Ajandam masadan düştü. Lanet olsun. Masam çok dağınıktı. Bütün ofis çok dağınıktı. Kalktım ve ajandayı almak için masanın öteki tarafında geçtim. Çömelip ajandaya uzandığımda birinin arkamdan boğazını temizlediğini duydum.

“Bu çok profesyonel bir pozisyon değil,” diyen bir adam duydum.

Arkamı döndüm ve Spencer Michaels oradaydı. Uzun boyu, kaslı ve yontulmuş ihtişamıyla. Yanaklarıma ateş bastığını hissettim.

“Nasıl… Nasıl?”

Sırıtarak, “Nasıl görebiliyorum?” diye sordu. Bu şirketin iki sahibinden biri olan Spencer Michaels kördü. “Aşağılarda bir şeyler aradığını duyabiliyorum. Yani ellerinin yerde, yani kıçının da havada olduğunu varsaymak gayet olası.”

Kekeleyerek, “Affedersiniz …” dedim; bu adamın yani patronumun benimle çok kaba konuşuyor olmasından şok olmuştum.

“Merak etme. Eminim iyi görünüyordu,” dedi ve bana yaklaştı. “İyiden de iyi aslında.”

Benden bir adım ötedeyken, “Ne yapıyorsunuz, Bay Michaels?” diyerek uzaklaştım. Zaten masama yaslanmıştım, daha fazla geriye gidemezdim. Bana bilerek mi bu kadar yaklaşıyordu yoksa nerede olduğumu bilmiyor muydu bilemiyordum.

“Ah, Jess. Bana Spencer diyebilirsin.”

“Jess değil, Jessica. Burada ne işiniz var?”

Nefes vererek, “Seni yakından izleyeceğimi söylemiştim, değil mi?” deyip yüzünü benimkine yakınlaştırdı. Bütün vücudum titredi. Bu yanlıştı. Ne yaptığını biliyor olmalıydı. Üzerimdeki etkisini biliyor olmalıydı.

Kekeleyerek, “Scott burada olduğunu biliyor mu?” diye sordum.

Ama Spencer cevap vermedi. Bunun yerine, bir parmağını yüzüme değdirdi ve yavaşça şakağımdan kulağıma doğru kaydırdı. Yumuşak dokunuşu yüzünden omurgamdan aşağı bir ürperti hissettim ve vajinamın alev almaya başladığını hissediyordum.

Tanrım, çok seksiydi.

Jessica, kes şunu. O senin patronun.

Ama parmağı uzun kızıl saçlarımdan bir parçayı tuttuğu anda içimdeki ses sustu. Saçlarımı sıkıca çekti ve acı hoşuma gitti. Ağzımdan bir inleme kaçtı.

“Hoşuna mı gitti?” diye fısıldadı.

Lanet olsun. Bu adam bana ne yapıyordu?

Tuttuğu saçımı serbest bıraktı ve parmağını yanağıma ve oradan ağzıma doğru kaydırdı. Sonra dudaklarımın etrafında gezdirdi. Bacaklarımın arasındaki ıslaklığı hissedebiliyordum ve bana sadece bir parmağıyla dokunmuştu.

Bu delilikti.

Ne yapıyorsun Jessica?

Ama sonra parmağını dudaklarımın arasına doğru iterek ağzımın içine soktu ve ben de sanki bunu yapmak için doğmuşum gibi parmağını emmeye başladım. Gözlerim onunkilere kilitlenmişti ve o da doğruca bana bakıyordu. Göremiyor oluşu önemli değildi. Bakışlarımı hissedebildiğini biliyordum.

Parmağını ağzıma sokup çıkarıyordu; ben de emiyor, dilimi parmağının etrafında döndürüyordum. Yaşadığım en erotik şey buydu. Masum ve çok ama çok yanlıştı.

Daha fazlasına ihtiyacım vardı. Başka bir yerde de bu kadar hızlı hareket ettiğini, içime girdiğini, derine girdiğini hissetmem gerekiyordu… Çok tahrik olmuştum ve hemen rahatlamam gerekiyordu. Hemenrahatlamam gerekiyordu!

Çok yaklaşmıştım. Bu nasıl oluyordu? Bu şeye nasıl bu kadar yakın olabilirdim?

TAK TAK TAK.

“JESSICA!”

Yatağımdan fırladım; kalbim deli gibi çarpıyordu. Etrafıma baktım. Yatak odamdaydım. Batı Londra'daki dairemde. Gözlerimi kapattım. Uyarılmamdan arta kalanları hâlâ hissedebiliyordum.

Ama bu sadece bir rüyaydı. Sadece ıslak bir rüya. Patronum hakkında.

TAK TAK TAK.

“JESSICA, LANET KAPINI AÇ!” Dışarıdan, koridordan gelen Sam'in sesini duyuyordum. Yataktan çıkıp ön kapıya doğru koştum ve ağabeyimi bana bakarken buldum.

“Hiç böyle geç saate kadar uyumazdın.”

“Saat kaç?” diye sordum.

Telefonunun ekranını gösterdi saat sabah 08.17 idi.

“LANET OLSUN!” diye çığlık atıp banyoya koştum. “Alarmı duymamış olmalıydım. Böyle bir şey asla olamaz. Scott beni öldürecek!” Ağlayarak yüzüme fondöten sürdüm.

Ama Sam gülerek kapıdan içeri girdi.

“Ne?” dedim.

Telefonunun ekranını tekrar kaldırdı. Bu sefer saat 06.43 idi.

Pislik kahkaha atmaya devam etti. Hatta daha yüksek sesle.

Nefes verdim. “Bir gün seni haklarım,” diye yemin ettim.

Kocaman bir gülümsemeyle, “Bekliyorum,” diye karşılık verdi.

***

Scott Michaels masasının arkasından, “Endişelenmene gerek yok,” dedi. Ama not kağıdını gözünün önünde salladım. Ofisime girdiğim andan itibaren canımı sıkan not.

“Bu bana endişelenmem gerektiğini söylüyor! Ne yazdığını görüyor musun?”

Scott iç çekti. “Ne yazdığını görüyorum Jessica. Sadece şirketin emin ellerde olduğuna emin olmaya çalışıyor.”

“Diyor ki, ve alıntı yapıyorum, Gözüm üzerinde.Spencer Michaels'tan geldiğini düşünürsek bu da pek ironik. Kör olan Spencer Michaels. Ama ironiyi Scott'a irdelemedim. “Neden ona benden daha önce bahsetmediğini anlamıyorum.”

“Tam da bu nedenle. Çıldırmasını istemedim.”

Tavrımı kontrol etmeden önce, “Gayet de işe yaradı,” diye cevap verdim. “Kusura bakma. Ensemde başka bir patronun nefesi olmadan da yeterince stresim var.”

“Nefesi ensende değil, Jessica.”

Hâlâ emin olmamama rağmen başımı salladım. Ama sonra aklıma bir şey geldi. “Sözleşmem… Sözleşmem hâlâ sağlam mı? Sözleşmemi geçersiz kılamaz, değil mi?”

“Şakasını çok ciddiye alıyorsun.”

“Sadece emin olmak istiyorum.”

“Güven bana Jessica. Spencer'ın Michaels Hotel Group haricinde onu meşgul edecek kadar endişesi var,” dedi.

“Boşanmayı mı kastediyorsun?”

“Boşanma, velayet savaşı…” Ney? O kısım henüz magazine düşmemişti.

“Velayet savaşı mı? Bunu duymadım.”

Bana bir bakış atıp, “Spencer bu konuyu basından uzak tutmak için çok çabalıyor,” dedi Scott. Attığı bakış bana, “Artık magazin haberlerini takip ettiğini biliyorum.

Hayır anlamında kafamı salladım. “İlgilenmiş olmak için ilgilenmiyorum, Scott. Şirkete olabilecek etkilerini de düşünmeliyiz. Spencer’a magazin gazetelerinde çamur atılırsa, bu durum hiç iyi yansımaz.”

“Magazin gazetelerinde Spencer’a çamur atılmıyor. Onu aldatan, kör kalır kalmaz boşanma davasını gözüne sokan ve şimdi körlüğünü bahane ederek velayet savunması yapan haysiyetsiz bir eski karısı var.”

Yutkundum. “Doğru.”

“Bu, senin endişelenmen gereken bir şey değil. Tek bilmen gereken Spencer'ın yeterince meşgul olduğu. Sen de işine odaklanabilirsin. Onu ve korkutma taktiklerini unut,” dedi ve elimdeki notu işaret etti.

Korkutma taktikleri olsun ya da olmasın onu unutmanın imkansız olduğunu bilsem de başımı salladım. Aslında, dün öğleden sonra Spencer Michaels ile tanıştığımdan beri, rüyamda onun hamlığını, dokunuşunu gördüğümden beri… Onu aklımdan çıkaramamıştım.

“Saat 13.00’te Craig ile çay içeceksiniz. Geç kalma,” dedi Scott ve beni düşüncelerimden aldı.

Yine başımı salladım. Scott'ın nişanlısının babası Craig Sharp, şirket için çok önemli bir iş danışmanıydı.

Craig, beni daha iyi tanıyabilmek için Scott'tan bir buluşma ayarlamasını rica etmişti. Ama daha iyi tanıyabilmeninne olduğunu biliyordum. Yargılamak demekti. İşe yeni başlamış yirmi beş yaşındaki yeni kadının işinin ehli olup olmadığını ya da sadece güzel bir kıçının olup olmadığını anlamak demekti.

Ofisime geri döndüm, çaya gitmeden önce bazı işleri bitirmeye hazırdım. Aslında bu buluşmayı dört gözle bekliyordum. Craig'in baş belası olup olmayacağını umursamadım; dikkatimi dağıtacak olması yeterdi.

Ve şu anda dikkatimi dağıtacak her türlü şeyi memnuniyetle karşılardım. Aklımı o yeşil gözlü yakışıklı yüzden koparacak her şeye razıydım. Her şeye.

***

Londra, Piccadilly’deki Ritz oteline tek başıma girdim ve Craig Sharp'ın bir masada oturduğunu gördüm. Gümüş renkli saçı ve bronz teniyle yaşına göre yakışıklıydı. Geldiğimi görünce beni karşılamak için ayağa kalktı.

“Sen Scott'ın yeni Spencer'ı olmalısın.”

“Jessica,” dedim ve elini sıktım .

“Hadi Jessica. Bir şeyler içelim.”

Craig garsona el salladı ve iki sade viski sipariş etti. Kaşlarım kalktı; salı günü saat 13.00 idi ama Craig hiç umursamıyordu.

Craig, ilk yudumunu aldıktan sonra, “İyi iş çıkardığını duydum,” dedi. Ona verdiğim cevabı okumaya hazır bir şekilde beni gözden geçirdi.

“Bu zamana kadar Michaels için çalışmak bir onur oldu.”

“Tamam artık, bu yarışma cevapları yeter, Jessica. Çay, tartışmak için.”

“Ve sizce ne hakkında tartışmamız gerekiyor?”

“Kendine bir bak. Güce aç erkeklerle dolu bir şirkette çekici bir genç kadın. Olup bitenlerin nabzını tutuyor olmalısın.”

“Bir hanımefendi, elini asla göstermez, Bay Sharp.” İçkimden bir yudum alarak gülümsedim.

“Ona kulak asma, Craig. Jess bir hanımefendi olacak yaşta değil.” Onun sesini duyduğumda neredeyse viskiyle boğuluyordum. Kafamı çevirdim ve o, oradaydı.

Spencer Michaels.

Gri kaşmir kazak ve kot pantolonu bronz teni ve açık saçlarını daha da çok altın gibi gösteriyordu. Herkül, Oxford’a gitmiş olsaydı kesin ona benzerdi.

“Spencer. Uzun zaman oldu, dostum,” dedi Craig ve elini sıktı.

Spencer, benim olduğum tarafa başını sallayarak, “Bununla ne yapıyorsun?” cevap verdi.

Benim adım Jessica.” demeyi başardım.

“Onu biraz daha iyi tanımaya çalışıyorum. Scott bir süre etrafta olacağını söyledi.”

“Öyle mi söyledi?” Spencer gülümsedi.

Gerçekten meraklı görünmeye çalışarak, “Burada ne yapıyorsun Spencer?” diye sordum.

“Bir toplantım var. Misafirim geç kaldı. Oturmamın bir sakıncası yok, değil mi?” diye sordu, zaten bir sandalyeye oturmuştu.

Craig bara giderken, “Sana bir içki söyleyeyim,” dedi.

Spencer bana, “Doğru yerlere sızıyorsun,” dedi.

“Sızmak mı? Ben James Bond değilim.”

“O vücutla asla değil tabi ki,” dedi ve yanaklarım yandı. Az önce öyle mi dedi? “Evet. Belirli bir ışık altında şekilleri görebiliyorum. Notumu aldın mı?”

Vücudumu kontrol etmeye, profesyonel kalmaya çalışarak kısa ve öz bir şekilde, “Evet. Not için teşekkür ederim,” dedim. Ama sandalyesini benimkine yaklaştırdı ve bunu yapması tüm tüylerimin ayaklanmasına yetmişti.

“Jess, sana karşı dürüst olacağım. İşe alınmana sevinmiyorum.”

“Ha? Nasıl bir şok …” dediğim anda Spencer Michaels elini baldırıma koydu ve beni susturdu. Nefesim kesildi ve hemen bacaklarımın arasına bir sıcaklık yayıldı. Yakına eğildi, ağzı kulağımın hemen yanındaydı.

“İşe alınmandan memnun değilim ama beni gördüğünde verdiğin tepkiyi sorun etmiyorum,” diye fısıldadı.

“Ne?” Koptum.

“Kör olmak diğer duyularımı daha da güçlü yapıyor.”

“Yani?”

“Kokunu alabiliyorum Jess. Uyarılmanın kokusunu alabiliyorum.”

Sandalyemden fırlayıp, “AFFEDERSINIZ?diyerek zorladım ama Spencer da ayağa kalktı.

Beniaffedersiniz,” dedi gülümseyerek ve sonra yürüyüp başka bir masaya oturdu.

Taze içkilerle masaya döndüğünde Craig Sharp, “Her şey yolunda mı? Spencer nerede?” diye sordu. Elimle Spencer’ın olduğu yere işaret ettim; başka bir şey yapamadım. Hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email

Kurt Adam Günlükleri

Bambi kendini savaşın yıktığı korkutucu, kör bir alfayla eşleşmiş olarak bulduğunda, öfke ve acı onu tamamıyla tüketmeden önce, dünyadaki güzelliği tekrar görmesini sağlamanın bir yolunu bulmalıdır.

Yaş Sınırlaması 18+

Eşimin Tutsağıyım

Belle’nin şekil değiştirenlerin varlığından haberi yok. Paris’e giden bir uçakta, kendisine ait olduğunu iddia eden Alfa Grayson ile tanışır. Sahiplenici alfa, Belle’i işaretler ve onu süitine götürür. Burada umutsuzca içindeki tutkuyla savaşmaya çalışır. Belle arzularına yenik düşecek mi, yoksa kendini tutabilecek mi?

Yaş Sınırlaması: 16+

Alfa’nın İkinci Şans Perisi

Adelie ait olduğu kurt sürüsünde gölgelerde yaşayarak, sıradan bir hayat sürer. Ancak Alfa eşi onu reddedince işler değişir ve birlikte yaşayabileceği yeni bir sürü arayışına başlar. Alfa Kairos’un sürüsü artık onun yeni evi olacaktır. Habis tabiatı ve öfkeli tutumlarıyla bilinen kurt Kairos, Adelie’nin ikinci şansı olacaktır. Peki, geçmişin korkusuyla içine kapanan Kairos ve daha önce tahayyül bile edemeyeceği güçlere sahip olduğunu keşfetmek üzere olan Adelie ile işler nasıl yoluna sokulacak?

Yaş Sınırlandırması: 16+

Requiem Şehri

Maddie, Requiem City’nin acımasız ve büyülü sokaklarında koşuşturan bir yankesicidir. Aşırı zengin Dobrzycka ikizlerinden çaldığında, onu bir seçim yapmaya zorlarlar: hâkimiyet veya yıkım.

Yaş Sınırlaması: 18+

Alfa ve Aurora

Kanlı Gölge Sürüsü’nden Alfa Everett’in, eşinin bir insan olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Ama işte şimdi tam karşısında, on sekiz yaşındaki, oldukça sakar Rory duruyordu. Bir Omega kurdu tarafından evlat edinilen Rory, hayatının çoğunu Kızıl Ay sürüsünde geçirdi, ancak sürünün liderleri onu öldürmeye çalıştıktan sonra, artık oraya geri dönmeyecekti. Görünüşe göre o ve koruyucu Alfa birbirlerine iyice bağlanmıştı. Peki aralarında aşk gelişecek mi? Ve eğer büyüyebilirse, aşkları Rory’nin sırlarına dayanacak kadar güçlü olabilir mi?

Yaş Sınırlaması: 18+

CEO’nun Külleri

Cece Fells, Londra’nın en yetenekli ve genç fırıncılarından biridir. Ta ki milyarder ev sahibi Brenton Maslow gelip lanet bir otopark kurmak için fırınını buldozerle yıkana kadar! Bu durumdan hoşnut olmayan fırıncı, Maslow Girişimcilik’in dayanılmaz çekicilikteki CEO’sunu yok etme misyonunu edinir. Tabii öncesinde ona aşık olmazsa…

Yaş Sınırlaması: 18+

Anlaşma

Xavier Knight, bir kızı etkilemeyi garanti eden iki şeyi iyi bilirdi: hızlı arabalar ve para. Her ikisi de onda vardı. Talihsiz bir skandal onu cebi delik Angela Carson ile zorunlu bir evliliğe zorladı. Kadının onun parasının peşinde olduğunu sanan Xavier, kendince onu cezalandırmaya yemin etti. Fakat dışardan görünen bazen aldatıcı olabilir. Ve bazen karşı kutuplar göründüğü kadar farklı değildir…

Yaş Sınırlaması: 18+

Çalışkanlar Prensesi

Ava Darling bir inek olsa da lisenin bitmesi için sabırsızlanıyordu. Bazı günlerde arkadaşları onu görmezden gelirken bazı günlerde alaya alırlardı. Neyse ki lisenin bitmesine yalnızca bir yıl daha kalmıştı. Sonra üniversiteye geçebilir ve yeni bir başlangıç yapabilirdi. Acımasız bir şaka Ava’yı okulun belalısı Hunter Black’in radarına sokunca ona tuhaf bir öneriyle geldi. Birbirlerinden çok farklı olsalar da takım olduklarında gizli bir şekilde düşündüklerinden daha fazla ortak noktaları olduğunu bulabilirler mi?

Yaş Sınırlandırması: 16+

Alıkonulmuş

Clarice, hayatı boyunca aşırı korumacı babası tarafından, içindeki kurttan kopuk şekilde yetiştirilir. Bir dönüşümü sırasında kontrolünü kaybeden Clarice, kurt adamların azılı lideri Kral Cerberus Thorne’a rehin düşer. Cerberus’un kalesinde kapana kısılan Clarice, kaderinin azılı liderin ellerinde olduğunu fark edecek, fakat her şey için çok geç olmadan eşini evcilleştirmenin bir yolunu bulabilecek mi?

Yaş Sınırlandırması: 18+

Dokunuş

Kendimi yatağa atıp tavana bakıyorum.

Lanet olsun. Neyim var benim?

Meme uçlarımın sertleşmesi için elimi kaldırırken neden bu kadar huzursuz hissettiğimi anlayamıyorum.

Ama cidden. Düşünmeyi bırak. Kendine dokunmayı bırak. Sadece dur!