logo
GALATEA
(30.7K)
FREE – on the App Store

Kovboy Çizmeleri ve Savaş Botları

Afganistan gazisi Lincoln, sağlıklı yaşam danışmanı Lexi ile karşılaştığında, doğru kişiyi bulduğunu anlamıştır. Fakat geçmişine dair kötü anılar güzel bir gelecek yaratmasının önünde engel olabilir.

Yaş Sınırlandırması: 18+

 

Kovboy Çizmeleri ve Savaş Botları by Riley Maylon is now available to read on the Galatea app! Read the first two chapters below, or download Galatea for the full experience.

 


 

Uygulama, patlayıcı yeni romanlar için en sıcak uygulama olduğu için BBC, Forbes ve The Guardian’dan takdir aldı.

Ali Albazaz, Founder and CEO of Inkitt, on BBC The Five-Month-Old Storytelling App Galatea Is Already A Multimillion-Dollar Business Paulo Coelho tells readers: buy my book after you've read it – if you liked it

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

1

LEXI

“Link!” diye çığlık attım. “Link! Dur!”

Barın arkasındaki sokak karanlıktı, tek ışık duvardaki yüksek bir pencereden geliyordu.

Işık öne doğru eğilen Lincoln'ün kaslı omuzlarını aydınlattı, kolları gergindi, ellerini yumruk yapmıştı.

“Link, onu boğuyorsun! Onu öldüreceksin!” diye bağırdım. Ben onu uzaklaştırmaya çalışırken pembe boyalı tırnaklarım Link'in koluna batıyordu.

Kalbim şiddetle çarpıyordu.

Yüzü kıpkırmızıydı, alın damarları şişmişti, gözleri kısılmıştı ve dudakları dişlerini gösterecek şekilde büzülmüştü.

“Link! Lütfen!”

Tanrım…

Onu öldürecek!

***

İki Ay Önce

LINK

Uçak inerken oluşan yüksek uğultu tüylerimi diken diken etti.

İşte bu. Bu gerçekten oluyor.

Tekerlekler iniş pistine çarptığında kabin sarsıldı, pistteki lastik sesi tansiyonumu daha da yükseltti.

Nashville.

Evdeydim.

Tansiyonumdaki yükselmenin, uçma korkusundan çok karışık beklenti duygularıyla ilgisi vardı.

Afganistan ve Irak savaşlarında görev aldığım beş yılın ardından evdeydim.

Onurlu bir şekilde terhis edildim. Bitti.

Artık bir sivildim.

Uçak rule yapıyordu. Etrafımdaki insanlar koltuklarının altından el bagajlarını kucaklarına çektiler.

Kahverengi tenli, sakallı bir adam, küçük oğlu karşımdaki koltukta bir aşağı bir yukarı zıplarken, oyuncakları kaldırıyordu.

Adamın diğer tarafında, telefonunun kamerasını ayna olarak kullanarak ruj süren esmer bir kadın vardı.

Bir gün o adamın sahip olduğu şeye sahip olacak mıyım?

Bir aile.

Normal bir hayat.

Bu adam nasıl bu kadar şanslı oldu?

Koridorun karşısında oturan bu insanlara bakarken buz gibi bir kış gününde bir evin penceresinden içeri bakan ve satması gereken çok kibriti olan bir kibritçi kız gibi hissettim.

İçeride sıcak ve mutlu bir aile var.

Bense dışarıda ve yalnızım.

Uçak ilerlemesini durdurdu ve emniyet kemeri ışığı yanıp söndü.

İnsanlar ayağa kalkıp baş üstü dolaplarındaki çantalarını aramaya

başladılar.

Herkesin gidecek bir yeri vardı ama benim acelem yoktu.

Biz buradayız.

Şimdi ne olacak?

***

Bagaj teslim alanındaki bantın başında dururken, üzerime bir yorgunluk çöktü ve gözlerim kapanmaya başladı.

Boynuma bir kol dolandığında ayaklarımın üzerinde yarı uykudaydım.

Atik bir şekilde bana saldıranı yakaladım ve onu omzumun üzerinden yere attım.

Döşemenin üzerine sert bir şekilde düştü ve yüksek sesle “Oof!” dedi.

İnsanlar geri çekildi ve gözümün ucuyla, telsizlerini ağızlarına yaklaştırmış olan güvenlik görevlilerini gördüm.

Gözlerimi kırpıştırınca bana saldıran kişinin yüzü netleşti. Burnumdan soluduğumu gösteren bir ses çıkardım.

Saldırganın kalkmasına yardım etmek için elimi uzatırken, “Aaa, kahretsin Rowan. Bir daha bana böyle sinsice yaklaşmasan iyi edersin,” dedim.

O andan sonra izleyenlerden gülümsemeler ve hatta kahkahalar geldi.

Rowan Jefferson, küçük kardeşim, ayağa kalkıp gömleğini düzeltirken gözlerini devirdi. “Orada biraz aşırı tepki gösterdin, Link.”

Güvenlik personeli geri çekildi.

Ardından Rowan'ı sımsıkı kucakladım.

Kalabalıkta gelen mırıltıları ve hatta tek tük alkışları duyabiliyordum.

Çok yorgun olduğum için böyle oldu, bunu biliyordum.

Rowan sırtıma bir şaplak attı ben de onu biraz daha sıktım. Onu tekrar görmek çok güzeldi.

“Tamam,” diye mırıldandı. “Nefes alamıyorum.”

Onu serbest bıraktım, küçük kardeşime gözlerim parlayarak baktım.

Sarı saçları ve güzel yüz hatlarıyla annemize çekmiş yakışıklı bir adamdı. Koyu mavi gözlerimiz dışında birbirimize pek benzemiyorduk.

Siyah saçlı ve yüzümdeki daha sert ifade sebebiyle ben babamıza daha çok benziyordum.

Babam ona temelli döndüğümü söylediğimde ne diyecek?

Terhis belgelerimi aldığımdan beri bu konu beni çok endişelendiriyordu.

Baba endişesi bir süre daha devam edecekti. Şimdilik burnuma nüfuz eden uçak kokusunda kurtulmak istedim.

Rowan gülümsememe karşılık vererek, “Eve hoş geldin Link,” dedi. “Buradan çıkmaya hazır mısın?”

ROWAN

Lincoln, onu en son iki yıl önce Almanya'da bir hastanede geçirdiği bir savaş yaralanmasından sonra iyileşirken gördüğümden beri daha da şişmişti.

“Günlerini şınav çekerek mi geçirdin?” diye sordum otoparktan geçerken.

Link homurdandı. “Onun gibi bir şey.”

Kısa sürdü ama yüzünden belli belirsiz bir gölgenin geçtiğini gördüm.

Deneyimlerinin ona ne yaptığı konusunda daha Almanya'dayken endişelenmeye başlamıştım.

Endişelerim arttı, ama ben onları şimdilik bastırmayı tercih ettim.

Yerleştikten sonra akıl sağlığına eğilmek için bolca zamanımız olacaktı.

Birkaç adım önümde, Link birden durdu.

Sırıttım. Nedenini biliyordum.

Link'in dün temizliğe götürdükten sonra siyah boyası parlayan hantal F250 kamyonu sabırla bizi bekliyordu.

Link derin bir çekerek kamyonun etrafında yürüdü, parmakları parlak boyanın hemen üzerinde gezindi, sanki onu lekelemeye kıyamıyormuş gibiydi.

“Sonunda tekrar bir araya geldiniz,” diye espri yaptım.

Link sırıtarak bana baktı. “Salak kardeşim. Ben onun için geri döndüm,” dedi.

“Dillere destan bir romantizm. Buna engel olmaya çalışmayacağım,” dedim.

Link çantalarını devasa kamyonun arka koltuğuna yerleştirdi ve direksiyonun arkasına oturdu. Motor kükrediğinde yolcu kapısını zar zor kapatmıştım. Ardından Link bana mutlu bir bakış attı.

“Ne?” Omuz silktim. ” Ona göz kulak olacağıma dair sana söz vermiştim.”

Link Indy 500’de olduğunu düşündüğü için saniyeler içinde trafikten kaçarak otobana varmıştık.

“Vay canına, asker. Burada düşmandan kaçmamıza gerek yok,” dedim, fakat hemen ardından koltuğuma gömülmeyi ve gözden kaybolmayı dileyerek gözlerimi kapattım. “Üzgünüm, Link. Bunu söylememeliydim.”

Link kafasını salladı. “Sorun değil.” Gazdan ayağını biraz çekti fakat rahatlamama izin verecek kadar değil.

“Önce yemek mi, yoksa duş mu?” diye sordum, garipliği aşmaya çalışarak.

Link bunu düşündü. “Duş, sanırım.”

“Tamam o zaman, I-440 batı çıkışına gir, 15 dakika içinde geliyor olmalı.”

“Tamam.”

LINK

Duştan, yemekten ve şekerlemeden sonra kendimi yeni biri gibi hissediyordum.

Rowan'ın bol ışık alan tek yatak odalı bir evi vardı. Öngörülebilir bir süre için onun kanepesinde kamp kurmuştum.

Rowan, “Dışarı çıkıp kutlama yapmalıyız,” dedi. Kabul ettim.

“Nerede?”

Rowan kaşlarını kaldırdı. “Striptiz kulübü?”

“İkinci Cadde'deki 'erkek eğlencesine’ gitmek istiyorsun…” diye mırıldandım.

Rowan sırıttı.

“Sadece normal bir şey yapmak istiyorum, Ro.”

Rowan surat asmış gibi yaptı ama anında toparlandı. “Bir bar biliyorum. bir adam var…”

“Ah,” dedim gülümseyerek başımı salladım. “Adı ne?”

“Damien. Mesleği avukatlık ya da onun gibi bir şey,” dedi Rowan.

“Onunla ne zamandır görüşüyorsun?”

Rowan'ın yüzünde mahcup bir ifade belirdi. “Daha tam başlamadım. Kim olduğumu bile bilmiyor olabilir.”

“Ama gitmek istediğin bu barda o da olacak mı?” diye sordum..

Rowan, “Aslına bakarsan, gel hadi başka bir yere gidelim,” dedi. “Geceyi seninle parti yaparak, geri dönüşünü kutlayarak geçirmek istiyorum. Damien başka bir geceyi bekleyebilir.”

Kafamı salladım. “Hı-ıh, olmaz. Bu konuyu sen açtın. Şimdi bu adamı görmem ve senin liginde olduğundan emin olmam gerekiyor.”

Rowan gözlerini devirdi, ama altında yatan heyecanı görebiliyordum.

Bu adamdan hoşlanıyor.

Belki ben de biriyle tanışırım.

***

Swingin' Lariat'ın dekorasyonu bilinçli olarak 50'lerin country-batı tarzında kurgulanmıştı, vagon tekerleklerinden sarkan ışıklar vardı ve barın üzerinde arka arkaya her türlü kovboy şapkası bulunmaktaydı.

Sandalyelerin koltuklarında sığır derisinden döşemeler vardı ve rodeoların resimlerinin, duvarlardaki farklı tonlardaki ahşap kaplamalardan dışarı taşan turkuaz çerçeveleri vardı.

Rowan ve ben bir masaya oturduk ve at kuyruklu ve ekose gömlekli bir garson siparişlerimizi almak için koşturdu.

Biralarımızı almak için çıkarken Rowan'a baktım. “Burası bir tür turist tuzağı, değil mi?”

Rowan, “Erken dönem rock müziği ile ilgilenen, onlara rockabilly derler, bir adamla çıktım ve o buradan hoşlanıyordu,” diye açıkladı. “Sonra bir gece dışarı çıkmamızın sonlarına doğru Damien ile tanıştım. Salı ve Perşembe günleri kare ve çizgi dansı için buraya gelmeyi seviyor.”

“Benimle dalga mı geçiyorsun?”

Rowan memnun bir gülümsemeyle başını salladı. “Hayır, hayır. O kovboy çizmelerinin tozunu alman gerekecek Link. Cut a rug dansının zamanı geldi.”

İnledim ve arkama yaslandım, ama gizliden gizliye bir heyecan dalgası hissettim. Beş yıl önce buralardan ayrıldığımdan beri dans etmemiştim.

Elbette paslanmıştım, ama eskiden dans etmek hoşuma giderdi.

Etrafa baktığımda grubun neredeyse başlamaya hazır olduğunu gördüm.

Garson bize biralarımızı verdi. Beş dakika sonra müzik başladı.

Rowan bana sırıttı ve beni sandalyemden kaldırıp sıraya sürükledi.

Ben ayak uydurmaya çalışırken o kısa süre sonra yarılırcasına gülmeye başladı, onun gülmesi beni de güldürdü.

Sadece eğlenmek için bir şeyler yapmak çok güzeldi.

Kendimi aptal ama memnun hissettim.

Zeminin diğer tarafındaki sırada oturan kızlara bakınca nabzımın hızlandığını fark ettim.

Bir sürü güzel kız. En azından birinin boşta olması gerekiyordu.

Rowan bana dirsek attı ve kafasını salladı.

Siyah kot pantolonlu, aynı derecede siyah saçlı ve yeşil gözlü, şık görünümlü bir adam dansa katıldı.

Rowan'a bakarak kaşlarımı kaldırdım ve “Damien?” dedim. Bana hızlı bir şekilde başını salladı.

Sırıtarak, onu bir şekilde utandırabilir miyim diye düşünürken, gözüm yeni gelen başka birine takıldı.

Yeni gelen kadın Damien'ın karşısındaki sıraya katıldı.

O bir tanrıçaydı.

Uzun, dalgalı kahverengi saçları altınla kaplıydı ve diğer dansçılarla birlikte öne doğru adım atarken saçları omuzlarının üzerinden uçuşuyordu.

Turkuaz ve kahverengi deri kovboy çizmelerini yere vurarak uzun, bronzlaşmış bir bacağını önüne, sonra arkasına tekmeledi.

Giydiği bol, lacivert bluz onu kanatları varmış gibi gösteriyordu.

Ama adımlarımı kaçırmama neden olan şey onun gülümsemesiydi.

Damien'a doğru bakıp burnunu buruştururken ve gülmek için kafasını geriye doğru devirirken gülümsemesi yüzünde parladı.

Bir an sonra, ona baktığımı hissetmiş olmalı ki, altın rengi ela gözleri benimkilerle buluştu.

Kalbim durdu.

Rowan kaburgalarıma sert bir yumruk atınca ona göz kırptım, dansa yetişmek için bakışlarımı başka tarafa yönlendirdim.

Lanet olsun. Ne güzellik.

Aklım uçaktaki adama ve yanında ruj süren kadına döndü.

Bu tanrıça bir gün benim yanımda olabilir mi, uçaktaki kadının adamın yanında kolayca oturduğu gibi?

Hiç bu kadar şanslı olacak mıyım?

Şarkı sona ererken Rowan beni yerden kaldırdı ve bara doğru götürdü.

“Damien'la konuşacaksam sıvı cesarete ihtiyacım var,” dedi.

Dans pistindeki kalabalığa tekrar baktım ve Rowan'ın aşkının tanrıçayla derin bir sohbet içinde olduğunu gördüm.

Bir alana bir bedava shotlardan sipariş verdiği sırada Rowan'ın kulağına, “Onlar arkadaş,” dedim.

“Ne?” Rowan bana kaşlarını çattı.

“Senin erkeğin ve benim hayallerimin kızı,” diye mırıldandım, bakmaya devam ederek.

Rowan etrafına baktı ve yüzü aydınlandı. “ Ah!” dedi. Evet. “Onu daha önce onunla gördüm.”

“Onun adı ne?”

“Bilmiyorum. Ama eminim Damien biliyordur.”

“Onunla konuşmalısın,” diyerek önüme konulan shot bardağını alıp içkiyi yuvarladım. Bardağımı tekrar dolduran barmene elimle işaret ettim.

“Eh, evet,” dedi Rowan, omuzlarını dikleştirerek.

“Hey!”

Bu ses, Rowan'ın omzunun arkasında duran Elvis saçlı bir adamın agresif çıkışıydı.

Rowan baktı ve aniden geri dönerek adama sırtını döndü. “Lanet olsun.”

“Ne?” diye sordum.

Adamın kolunda dövmeler vardı, boynunda ise kolundakilerden de fazla dövme vardı. Buck Owens'ın gurur duyacağı işlemeli bir gömlek giyiyordu.

Erken dönem rock müziği seven adamdı bu, rockabilly.

Rowan'ı omzundan yakaladı ve kendisine doğru çevirdi.

Bu yaptığı hiç hoşuma gitmedi.

Rockabilly çenesini bana doğru çevirerek, “Bu adam kim, Ro?” dedi.

Çek ellerini kardeşimden.

Rowan iç çekerek omzunu rockabilly'nin pençesinden kurtardı. “Endişelenmene gerek yok, Jerry.”

Kardeşim ondan uzaklaşmaya çalışırken Jerry Rowan'ın kolunu tekrar yakaladı.

“Onu buraya getirmek zorunda mıydın?” diye sordu.

“Bırak onu,” dedim, kendimi Rowan ile bu pisliğin arasına sokarak.

Rockabilly küçümseyerek yüzüme doğru eğildi. “Bırakmazsam ne olur?” diye sordu.

Rowan'ın kolunu bırakmıştı ve şimdi benimkini tutma sırası Rowan'daydı. “Hadi Link, dans pistine geri dönelim.”

Gözlerimi Jerry'e diktim. “Kardeşimi rahat bırak,” dedim.

Rockabilly'nin kaşları havaya kalktı ve bakışları benden Rowan'a kaydı. “Kardeş mi? Dalga mı geçiyorsun?”

Burunlarımız neredeyse birbirine değecek kadar dibine girdim. “Evet. Büyük kardeş. Küçük kardeşini rahatsız eden adamları alt eden türden. Anladın mı?” dedim.

Rowan beni çekti ama kıpırdamıyordum.

Rowan, “Hey, Jer, şimdi uzamaya ne dersin” dedi.

Rockabilly alay etti ve başını salladı, ama sonra gizlice uzaklaştı.

Arkasından kaşlarımı çattım.

Rowan ilgimi kendine çekmek için kendini görüş alanıma soktu. “Link, o neydi? Adamla dövüşecektin!”

Biraz çabayla dikkatimi Jerry'nin geri çekilen formundan Rowan'ın endişeli yüzüne çevirdim. “Seni tartaklaması hoşuma gitmedi.”

Rowan yüzünü buruşturdu. “Link. Kendi başımın çaresine bakabilirim. Ayrıca Jerry zararsızdır.”

Yeni dolu shot bardağını kaptığım gibi yuvarladım.

Rowan'ın tonu yumuşadı. “Hey, biliyorsun, VFW benim evime arabayla sadece on dakika uzaklıkta. Belki yarın seni oraya götürürüm.”

Ona kaşlarını çattım. “Hayır. İyiyim.”

Rowan kaşlarını çattı.

“Cidden, Ro. Daha yeni yerleşiyorum. Kavga yok, yemin ederim. Tek yapmam gereken bir iş bulmak ve o güzel bayanın onu yemeğe çıkarmama izin vermesini sağlamak, sonrasında her şey kısa sürede güzel olacak.”

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

2

LINK

Döndüğümden beri geçen üç gün boyunca tek düşüncem Swingin' Lariat'ta dans eden tanrıçaydı.

Rowan'ın eski sevgilisiyle yaşadığım o gergin andan sonra dans etme isteğimi kaybetmiştim ama oturmanın da avantajları vardı.

O güzel kadının dönüp durup ayaklarını yere vurmasını izlemek için bolca zamanım olmuştu.

Kafasını geriye atmış ve Damien'ın ona söylediği bir şeye gülmüştü.

Tanrım, onu böyle güldürmek istedim.

İlk görüşte aşkın gerçek olduğunu düşünmemiştim, ama şimdi bana bak.

Ancak, güzel ela gözlü bir kız hayal etmek beni iş sahibi olmaya ve kendime ait bir yer bulmaya yaklaştırmıyordu.

Kendimi toparlamak istiyorsam onu bir süre aklımdan çıkarmak zorunda kalacaktım.

Ve bugün…

Bugün özellikle tatsız bir gün olacaktı.

ROWAN

Sabahın 10'unda kardeşim kanepemde beyzbol maçı izliyor ve Dos Equis içiyordu. Çoktan 6'lı paketin iki şişesini bitirmişti.

Bunun dün bana bugün öğle yemeği için “ebeveyn ünitesini” görmeye gideceğini söylemesiyle bir ilgisi olduğunu düşündüm.

Normalde Sullivan Branding and Design'daki işime gitme zamanıydı ama bu sabah onun buzdolabından altılı paketi çıkardığını görünce hasta olduğumu söyledim.

Keşke birkaç hafta daha ailemiz yokmuş gibi davranabilseydik.

Babam, ben ona açıldıktan sonra aylarca ölmüş gibi davranmıştı şimdiyse benimle zar zor konuşuyordu.

Çok kırılgan bir ateşkes yaptık.

Annem daha iyiydi, eşcinsel olayını pek anlamamıştı ama babam kadar nefret dolu değildi. Link'in evde olmasına sevineceğini düşünmüştüm.

Öte yandan babam…

Babam kendini vatansever olarak tanımlıyordu.

Ve vatanseverliğe ve erkekliğe dair tanımları oldukça dardı.

Bu öğle yemeği beni endişelendiriyordu ve görünen o ki Link de bunu hissetmişti.

Bir saatlik yol boyunca ikimiz de hiç konuşmadık. Endişeyle karışık kırgınlık duyguları içinde kavruldum.

Yine de annemle babamın evine geldiğimizde rahatlamıştım. Babam Link'i görünce gülümsedi ve elini sertçe sıktı. Annem gözlerindeki yaşları sildi ve Link ona sarılınca ciyakladı.

Belki de işler korktuğumdan daha iyi giderdi.

Annem mutfakta işini bitirirken, babam çok sevdiği buzul mavisi 1955 Chevy Bel Air'i restore ettiğini görüp yaptığı işe hayranlık duyalım diye bizi garajına götürdü.

Yakın zamanda bozulmamış orijinal bir ızgara sipariş ettim, dedi arabanın üzerindeki pası göstererek. “Arkadaşım bana bir tane bulmak için çok uğraştı.”

“Bu gerçekten iyi görünecek,” dedi Link takdirle.

Yemek boyunca bunun hakkında konuştuk ve belki de Link terhisini hiç gündeme getirmez diye düşündüm. Ve bu durumdan memnundum.

Ama sonra babam “Peki bir daha ne zaman yola çıkacaksın?” diye sordu.

Paniğe kapıldım ve aniden yüzümdeki ifadeyi saklamaya çalışmak amacıyla peçetemle ağzımı silme ihtiyacı hissettim.

“Pekala,” dedi Link, “Sizinle bunun hakkında konuşmam gerekiyordu.”

Annem oturdu ve babamın kaşları aşağı düştü.

Babam “Nedenmiş?” diye sordu.

LINK

Çıkış evraklarımı imzaladığımdan beri korktuğum an gelmişti.

Derin bir nefes aldım.

Onlara bu haberi nasıl vereceğimi kafamda tekrar tekrar prova etmiştim ve tabii ki şu an zihnim bomboştu.

“Yani?” diye sordu babam, sesi boğuktu..

“Yani,” diye tekrarladım, “Geri dönmeyeceğim.”

Babamın yüzü karardı. “Ne? Bu ne anlama geliyor, geri dönmeyecek misin?”

“Görevimi bitirdim ve onurlu bir şekilde terhis oldum,” dedim. “Benim oradaki işim bitti.”

Babamın gözleri kısıldı.

“İstifa mı ediyorsun?” dedi.

Yüzümü ondan anneme çevirdim, babamı sakinleştirmek için bir şeyler söyleyeceğini umarak.

Hareketsiz şekilde oturmaya devam etti.

“Görevimi tamamladım. Bu istifa etmek demek değil,” dedim.

Babam elini masaya vurdu. Bardaklar ve gümüş takımlar takırdadı ve annem yerinden sıçradı.

Görüşüm daraldı, etraf bulanıklaştı.

“Benim pes eden bir oğlum olamaz!”

Şimdi tek istediğim buradan çıkmaktı.

Rowan bakışlarını babamdan alıp bana baktı, yüzü acı içindeydi.

Babamın yüzü gittikçe kızarıyordu.

“Baba,” diye başladım.

“Söz konusu olamaz!” diye haykırdı babam.

“Çoktan oldu,” diye cevapladım.

Babam sandalyesini iterek ayağa kalktı. Bir yumruğunu masaya dayadı ve diğer eliyle beni işaret etti.

“Seni korkak! Kardeşlerini terk ediyorsun!”

Kafamı yavaşça salladım.

“Bunu yapmak zorundaydım. Durmak zorundaydım. Artık doğru seçimleri yapamıyordum. Ben…”

“Bu büyük bir yük ve bunu sen de biliyorsun!” diye kükredi. “Hizmet etmek gibi bir sorumluluğun var!”

Kafamı sallamaya devam ettim.

“Baba…” dedi Rowan.

Babam “Jefferson erkekleri pes etmez!” diye bağırdı ona. “Jefferson erkekleri korkak değildir! O savaş daha bitmedi! Düşmanı yok edene kadar ayrılma, evlat!”

Beni öldürürlerdi baba!” diye bağırdım. “Sana söylemeye çalışıyorum: Artık yapamazdım!”

Babam hiç askere alınmamıştı.

Benden uzaklaşarak “Seni dırdırcı korkak,” diyerek tısladı. “Korktun, öyle mi?”

“Sen kaç savaş alanında savaştın?” diye sordum.

Kelimeler ağzımdan çıkar çıkmaz, onları geri alabilmeyi diledim.

Bu babam için sonsuz bir acı kaynağıydı. Vietnam savaşı, O 13 yaşındayken sona ermişti. Sonrasında da gençliği boyunca ABD hiçbir şeye karışmamıştı.

Babam hiç askere alınmamış.

“Evimden defol!” diye bağırdı babam.

Annem “Franklin!” diyerek itiraz etti.

“Zaten bir oğlum yumuşak, korkak birine daha ihtiyacım yok!”

Rowan iç çekti ve gözlerini devirdi.

Ayağa kalkıp babama doğru bir adım attım, 1.80'lik boyum onunkinden yarım adım daha uzundu.

“Ne? Bana yumruk mu atacaksın?” diye alay etti. “Devam et! Yap! Sana meydan okuyorum.”

ROWAN

Link babama ters ters bakarken ben de ona baktım.

Ne yapacak ki?

Aslında ona vurmayacak, değil mi?

Link'in yüzü babama dik dik bakarken buruştu ve hemen ardından arkasını dönüp yemek odasından dışarı fırladı.

Babam nefes nefeseydi, yumrukları sıkılıydı.

Annem hala koltuğunda oturuyordu, parmakları peçetesine dolanmıştı.

Birinden diğerine baktım ve “Çok güzeldi. Tekrar buluşmak için bir ay daha beklemeyelim, tamam mı?” dedim.

Ben de Lincoln'un ardından çıkıp gittim.

LINK

“Jack,” dedim gri saçlı barmene, bana hemen bir shot daha verdi.

Ailemin evinin en yakınında olan bu bar karanlık ve keyifsiz bir yerdi.

Zemin yapış yapıştı.

Aplikler kırılmıştı.

Duvardaki bazı siyah beyaz fotoğraflar neredeyse anlaşılamayacak kadar solmuştu.

Barmen bardağımı yeniden doldurdu.

İçkiyi yuvarladım ve bir diğerini almak için el ettim.

Onu da yuvarladım ve bir diğeri için tekrar el salladım.

Rowan yanıma yerleşirken “Hey kaplan, yavaşla,” dedi.

Ona bakmadım bile.

Her şey geçene kadar durmayacaktım.

Babam görevimden ayrılmamla ilgili konuda tüm sinirlerimi alt üst etmişti.

Özellikle de silah arkadaşlarımı terk etme kısmı en kötüsüydü.

Anlamadığı şey, artık düzgün çalışamayacağımdı ve kalırsam sadece kendimi öldürtmeyecektim. Herkesi öldürtecektim.

Bunu bilmek eve dönmeyi seçmeyi tek seçenek haline getirmişti, ama bu gerçek de durumu daha iyi yapmıyordu.

Bu gerçek herkesi bırakmış olduğum gerçeğine dair daha iyi hissettirmiyordu. onları o cehennemde kendi başlarının çaresine terk etmiştim.

Rowan benim kardeşimdi ve onu seviyordum ama birlikte görev yaptığım tüm kardeşlerimi geride bırakmışım. Ben çıkmıştım ama onlar kalmıştı.

Şimdi ben onları kurtarmak için orada olmadığım için kaç tanesi ölecekti?

Belleğimde hatıralar canlanıyordu.

Ellerim tüfeğimin üzerinde donup kalıyor. Irak sıcağında parmaklarım buz gibi.

Çok hızlı nefes alıyorum.

Gözlerime akan teri kırpıştırıyorum.

“Link!” Juarez bana ulaşmaya çalışarak bağırmıştı ama ben donup kalmıştım, sadece nefes almaya çalışıyordum.

“Link! Hadi!”

Hareket edemiyordum ve herkesi tehlikeye atıyordum.

“Link.”

Rowan'dı.

Ona odaklanmaya çalıştım ama görüşüm bölündü.

“Hey,” dedi.

Yüzü bulanıktı, sonra netleşti.

Barda shot bardaklarını aradım. Kaç tane içtim?

“Hadi kardeşim, seni eve götürelim,” dedi Rowan ve beni çekiştirdiğini, kolunu sırtıma atmaya çalıştığını hissettim.

Sendeleyerek ve tabureyi devirerek onu ittim.

Rowan, “Sorun değil Link, hadi,” dedi.

Eğildim, kendimi barda sabit tutup sendelememeye çalıştım.

Rowan tekrar kolunu omzuma attı, ben de bu sefer ona izin verdim.

“Seni eve götürelim,” dedi.

Garip bir şekilde, o kelimeleri söylerken, gözümün önüne güzel ela gözler ve sallanan kahverengi ve altın saçlar geldi.

Gözlerimi kapattım ama görüntü dağıldı ve kayboldu.

***

Rowan dairesine döndüğümüzde, “Link, babam böyle tepki verdiği için üzgünüm,” dedi.

Burnumu çektim. “Sürpriz olmadı.”

“Ama sorun şu ki,” dedi Rowan, avuçlarını ovuşturarak, “Senin için endişeleniyorum.”

Yüzümü buruşturdum. “Sanki hiç aşırı içmedin.”

Rowan kafasını salladı. “Yapmadığımı söylemiyorum. Sadece VFW'nin sizin gibi gazileri desteklemek için orada olduğunu söylüyorum.”

Dişlerimi sıktım.

Eve geldiğimde sonunda rahatlayabileceğimi düşünmüştüm.

Şimdi de Rowan'ın bir anne tavuk olmasıyla mı uğraşmak zorundaydım?

Benim için endişelendiğini biliyordum ama tek yaptığı işleri daha da karmaşık hale getirmekti.

***

Gölgeler adamın yüzünü görmeyi zorlaştırıyordu.

Yine de bir ışık huzmesi boynunun etrafındaki parmaklarımı aydınlattı.

Görüntü sade ve gerçekti.

Adam altımda boğuşmuş, dişleri dökülmüştü.

Damarlarımda korku ve çaresiz öfke dolaşıyordu.

Ondan nefret ediyordum.

Her şeyden nefret ediyordum.

Onu öldürmek zorundaydım.

Daha sert bastırdım, kan kulaklarıma hücum etti.

İleride bir yerde makineli tüfek sesi duyuldu.

Bu, nefesimi kesmeme ve ezici bir korkuya hissiyle dişlerimi gıcırdatmama sebep oldu.

Boğuşmaya takatı kalmayan adam homurdandı.

“Link” dedi.

İrkildim, tutuşumu gevşettim.

“Siktir, Link. Bırak.”

Sesi boğuktu ve garip bir şekilde tanıdıktı.

Kulaklarımda yankılanan nabzımın uğultusu yüzünden onu zar zor duyabiliyordum.

Sıçradı, ama tekrar sıkıca kavradım.

“Link,” dedi boğulurcasına.

Tırnakları ellerimin arkasına battı.

Ama bir şeyler ters gidiyordu.

Etraftaki her şey bulanıklaştı ve karardı.

Gözlerimi araladım.

Ellerim hala bir boyna sarılıydı.

Ancak görüşüm netleştiğinde fark ettim ki,…

… Sıktığım Rowan'ın boynuydu.

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email

Gölgelerin Kavradığı

Gölge insanların korkunç halüsinasyonları on dört yaşındaki Melinda Johnson’ı bir akıl hastanesine gönderdiğinde, kusursuz ailesi çözülmeye başlar ve halının altına süpürülen sorunlar yığılır. Karma sonunda Johnson’ları yakaladı mı? Yoksa gölge insanları mı suçlamalı?

Yaş Derecelendirmesi: 18+

Anlaşma

Xavier Knight, bir kızı etkilemeyi garanti eden iki şeyi iyi bilirdi: hızlı arabalar ve para. Her ikisi de onda vardı. Talihsiz bir skandal onu cebi delik Angela Carson ile zorunlu bir evliliğe zorladı. Kadının onun parasının peşinde olduğunu sanan Xavier, kendince onu cezalandırmaya yemin etti. Fakat dışardan görünen bazen aldatıcı olabilir. Ve bazen karşı kutuplar göründüğü kadar farklı değildir…

Yaş Sınırlaması: 18+

Alfa’nın Esiri

Mara, korunaklı sığınağı Saflık Sürüsü’nden gizemli kurt adam Alpha Kaden tarafından kaçırıldığında, kendini tehlikeli bir çatışmaya sürüklenirken bulur.Ancak Mara, Kaden’in ailesi hakkındaki sırları ortaya çıkardığında, uğursuz laneti kırabilecek tek kişi olduğunu fark eder… hiç beklemediği bir yerde müttefikler ve romantizmi bulur.

Tür: Kurt Adam, Romantik

Yaş: 18+

Günahın Sırları

Annesi öldükten sonra, Marcella Sinclair on sekiz yaşındaki abisine yük olduğunu hisseder. Striptizci olarak bir yığın para kazanma teklifi aldığında, bunu yapmaya karar verir. Ama bu bir sır olarak kalmalıdır. Özellikle de hayatının geri kalanında onu saf ve masum tutmaya kararlı olan abisinin, Marcella’nın yeni işinden haberi olmamalıdır.

Yaş Sınırlaması: 18+

Torian Savaşçıları

Evrendeki en büyük galaktik gözlemevinin tiz sesli alarmları çaldı.

Göz, yüz binlerce yıl boyunca uçsuz bucaksız alanda yüzlerce ilkel uygarlığı izlemiş ve yüzlerce türün ilerlemesini, evrim geçirmesini ve yıkılmasını incelemişti.

Şu anda alarmlar, evrenin sunduğu en büyük beyinler tarafından izlenen ilkel dünyalardan birine saldırı olduğuna dair uyarıyordu.

Sapığımla Tekrar Buluştum

Talia mafya babası Axel tarafından kaçırıldığında sadece on yedi yaşındaydı. Sonunda elinden kaçmayı başarır, ama hayatın ne kadar acımasız olabileceğini keşfetmeden öncesinde değil. Kendini korumak için çok uzaklara kaçar ve kimliğini de değiştirir. Birkaç yıl içinde, geriye bakmaya niyeti olmayan güçlü ve başarılı bir iş kadını olur. Ama sonra, onu kaçıran şeytanla bir anlaşma yapmaya zorlayacak şey olur… Ve şimdi o, onu bulduğuna göre, bir daha kaçmasına asla izin vermeyecek!

Yaş sınırlaması: 18+ (İçerik Uyarısı: Cinsel Saldırı, Tecavüz)

Alıkonulmuş

Clarice, hayatı boyunca aşırı korumacı babası tarafından, içindeki kurttan kopuk şekilde yetiştirilir. Bir dönüşümü sırasında kontrolünü kaybeden Clarice, kurt adamların azılı lideri Kral Cerberus Thorne’a rehin düşer. Cerberus’un kalesinde kapana kısılan Clarice, kaderinin azılı liderin ellerinde olduğunu fark edecek, fakat her şey için çok geç olmadan eşini evcilleştirmenin bir yolunu bulabilecek mi?

Yaş Sınırlandırması: 18+

Dünyanın Sonunda

Savannah Madis, ailesi bir araba kazasında ölene kadar şen şakrak ve gelecek vaat eden bir şarkıcıydı. Yeni bir kasaya yerleştikten ve yeni bir okula başladıktan sonra, bu yeterince kötü değilmiş gibi, okulun kötü çocuğu Damon Hanley ile yolları kesişti. Damon’ın kafası tamamen karışmıştı. Her fırsatta onu şaşırtan bu ukala kız da kimdi? Onu kafasından atamıyor ve her ne kadar itiraf etmekten nefret etse de Savannah da aynı şekilde hissediyordu! Birbirlerini apaçık heyecanlandırıyorlardı. Ama bu yeterli miydi?

Yaş Sınırlaması: 18+ (Grafik Cinsel İçerik, Şiddet)

Uyarı: Bu kitap üzücü veya rahatsız edici olabilecek materyaller içerir.

Olumsuz örnek oluşturabilecek davranış öğeleri içerebilir.

Farklı

Evelyn, senin bildiğin kurt adamlardan. Aslında bir kurt-insan melezi olarak o senin bildiğin hiçbir şeye benzemezdi! Evelyn, yirminci yaş gününde göz ardı edemeyeceği bir gelenekle karşı karşıya kaldı: kaderindeki eşi bulmak. Evelyn, on yıl aradan sonra sürülerine dönen inanılmaz seksi Alfa Alex’e garip bir şekilde çekilene kadar hiç bu kadar heyecanlanmamıştı. Ne var ki saf kurt ve kibirli (ve saf kibirli) üvey kız kardeşi Tessa’nın da hayallerinin erkeğinde gözü vardı ve istediğini elde etmeye alışkındı!

Yaş Sınırlaması: 18+

Omega’nın Peşinde

Alice için hayat oldukça sıkıcıydı: liseye gidiyor, en iyi kankası Sam ile Gossip Girl izliyor ve bir lokantada yarı zamanlı çalışıyordu. İşteyken çöpü çıkardığında bir kurt tarafından ısırıldığı felekten bir geceye kadar hiç heyecan dolu bir şey başına gelmemişti. Garip bir şekilde, ertesi sabah uyandığında, ısırık çoktan iyileşmişti ve kendisini her zamankinden daha iyi hissediyordu. Sorun şu ki, kendisindeki gelişmeleri fark eden tek kişi o değildi… Kötü çocuk Ryder ve ekibi aniden onunla çok ilgilenmeye başlamışlardı fakat insan sormadan edemiyordu, neden?

Yaş Sınırlaması: 16+