logo
GALATEA
(30.7K)
FREE – on the App Store

Maximus’un Kurtuluşu

Leila sürü doktoru olmak için memleketine döndüğünde, kendisini sadece geçmiş ve şimdiki zaman arasında değil, ayrıca biri yakışıklı bir doktor diğeri ise sırlarla dolu bir alfa olan iki erkeğin aşkı arasında bulacaktı. Fakat hangisi kalbinin daha hızlı atmasını sağlayacaktı?

Yaş Sınırlaması: 18+

 

Maximus’un Kurtuluşu by Leila Vy is now available to read on the Galatea app! Read the first two chapters below, or download Galatea for the full experience.

 


 

Uygulama, patlayıcı yeni romanlar için en sıcak uygulama olduğu için BBC, Forbes ve The Guardian’dan takdir aldı.

Ali Albazaz, Founder and CEO of Inkitt, on BBC The Five-Month-Old Storytelling App Galatea Is Already A Multimillion-Dollar Business Paulo Coelho tells readers: buy my book after you've read it – if you liked it

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

1

LEILA

“Evet, Anne,” dedim sıkılmış bir sesle, o ara masamdaki kurt adam anatomisi ve insan ilaçları hakkında bilgiler içeren sağlık kitaplarımı alıp sırt çantamın içine sıkıştırıyordum.

“Yarın eve zamanında gel!” Annem bugün üçüncü kez bu cümleyi tekrarlamıştı. Beşinci kez telefonla görüşüyorduk.

Sürü doktoru olmak için kurt adam tıp fakültesine gidiyordum. Diplomamı almama sadece birkaç hafta vardı.

Fakülteyi tamamladıktan sonra eve dönmem ve sürümün doktoru olarak duyurulmam yeterli olacaktı.

Sürü doktorlarını bir sürünün içinde tutmak zordu. Çok az kişiydik.

Birçoğunun tıp eğitimi almaya ya sabrı ya da hırsı yoktu, bu da sürü doktorlarını çok değerli kılıyordu.

Eve dönmem alfamın yıllarca verdiği desteklerle ilgiliydi.

Onları bırakamazdım.

“Tatlım, seninle gurur duyuyorum. Okudun ve sürü doktoru olarak diploma almaya hak kazandın.” Annemin konuşurken sesi biraz titremişti, ağlayacak olduğunu söyleyebilirdim.

“Anne, lütfen ağlama. Gidecek değilim ya. Yarın eve geliyorum,” diye onu teselli etmek için atıldım, çünkü annem ağlamaya başlarsa, onu telefondan uzaklaştırmanın epey zaman alacağına oldukça emindim. Üstelik ağlaması beni sadece kötü hissettiriyordu.

Sırt çantamı omzuma geçirdim ve büyük kütüphaneden çıktım.

Okul otoparkında park halindeki siyah motosikletime gitmeden önce, üniversitemde kütüphaneci olan Larson Hanım’a başımla selam vererek el salladım.

Etrafta dolaşması daha kolay olduğundan motor kullanıyordum.

“Dinle anne, şimdi gitmem lazım. Gelir gelmez seni arayacağım. Eve gidip eşyalarımı toplayacağım ve muhtemelen bu gece bazı ödevlerimi bitireceğim. Sonra konuşuruz.”

“Evet, tamam,” diye mırıldandı annem, konuşmayı bu kadar çabuk bırakmak zorunda kaldığım için mutlu değildi.

“Seni seviyorum anne. Yarın görüşürüz,” dedim.

“Ben de seni seviyorum, tatlım. Dikkatli sür.”

Bazıları sessizliği tatsız bulsa da ben gayet keyifli ve huzurlu buluyordum.

Yatağımdaki ödevlerim üzerinde saatlerce çalıştıktan sonra, göz kapaklarım kendimi uyanık tutmaya çalışmaktan ağrı ve acı içindeydi.

Yorgunluğuma teslim olmadan önce gözlerimi birkaç kez ovuşturdum ve yavaşça göz kapaklarımı indirdim, uykuya yenik düşmüştüm.

Gölün yanındaki bir kayanın üzerinde otururken arkamdan hafif bir hışırtı duydum.

Davetsiz misafirin kim olduğunu görmek için etrafta koşturdum, ama kurt adam içgüdülerim rüyamda o kadar da iyi değildi, ya da görmek istediklerimi görememek benim suçumdu. Gözlerimi kıstım, ama sadece uzun, siyah bir form çıkarabildim.

“Kim var orada? Kendini göster,” diye emrivaki şekilde çıkıştım.

Uzun form yavaşça kayboldu, ancak önünde bir ışık belirdi. Kafamı hafifçe eğdim, ona dokunmalı mıyım yoksa kaçınmalı mıyım diye düşünüyordum, karşı koyamadığım güzel bir sıcaklık hissi yayıyordu.

Uzandım ve dokundum, dokunuştan sonra bir karıncalanma hissi çıkageldi. Tekrar dokunmadan önce ellerimi hafifçe geriye çektim, nefesim kesilmişti. Elektrik akımı parmak uçlarımda yayılıyordu.

“Bu nedir?” diye fısıldadım.

Işık beni duymuş gibi çabucak söndü ve kendimi tamamen yalnız hissettim, canlı beyaz ışığın geri gelmesini diledim. Sessizce sızlandım ve çevreme baktım.

Adam gitmişti, ışık da öyle. Neler oluyordu?

Cep telefonumdaki çalar saatim sinir bozucu bir şekilde “bip” sesi çıkarmaya başladığında uyandım.

Kapatmak için elime alırken hırladım ama telefonum ertelememe izin vermedi. Şimdi telefonumun kilidini açmak ve erteleme düğmesine basmak için desenli şifreyi girmemi istiyordu.

“Uyandım be işte!” diye bağırıp kapattım.

Saate baktım, hazırlanıp motorumla evime dönmek için tam olarak bir saatim vardı.

Hızlı bir şekilde duş aldım ve koyu bir kot pantolon, siyah deri botlar, geniş kesim koyu gri bir tişört ve siyah deri ceketimi giydim, eve dönerken nemli saçlarımın yolda kuruyacağını hesap ederek saçımı kurutmadım.

Yatak odamdan çıkarken anahtarlarımı ve spor çantamı aldım, kapıdan çıktım.

Sarmal merdivenden atladım ve motorumun olduğu otoparkın ana kapısına yöneldim.

Spor çantamı binmeden önce iplerle bağlayıp arkama yerleştirdim, motoru çalıştırıp yola koyuldum.

Sürüme giden toprak yola varmak birkaç saatimi aldı. Toprak yola girdim ve sürü evinin önüne yanaşmadan önce otuz dakika daha sürdüm.

Motoru susturup indiğimde etraftaki insanlar bana bakmaya başlamıştı. Bir süredir ortalarda gözükmediğim için kimseyi tanıyamadım.

İnsanlar muhtemelen benim asi biri olduğumu düşünüyorlardı, bana yönelttikleri tuhaf bakışlardan bunu anlayabiliyordum.

Sürü evinin ön kapısı açıldı ve annem koşarak bana geldi.

“Anne.” Gülümseyerek ortada buluştuğumuzda ona sıkıca sarıldım.

“Tatlım, sonunda eve döndün.” Beni yanağımdan öptü ve sonra yanaklarımı özenle ovdu. “Çok değişmişsin.”

Değiştiğimi sanmıyordum. Saçım hala siyah ve dalgalıydı. Birkaç santim boyum uzamıştı. Elbette, artık daha kıvrımlıydım, ama o kadar da değiştiğimi düşünmüyordum..

“Öyle mi?” diye sordum.

“Evet, güpgüzel bir kadın olmuşsun.” Gözleri yaşardı. İç çektim ve onu kollarımın arasına geri çektim.

Sürü üyeleri benim ipsiz sapsız biri değil, aslında sürüden birinin çocuğu olduğumu fark ettiklerinde daha çok yaklaşmaya başlamışlardı.

“Terri, bu senin kızın mı?” Tanıdık, yaşlı bir adam annemin yanına yürüdü.

“Evet, bu Leila. Onu hatırlamıyor musun? Küçükken cebinden şeker çalardı.” Annem ona hatırlattığı gibi parlak bir şekilde gülümsedi.

Bu adamı şimdi hatırladım. Adı Albert'dı. Benim için her zaman cebinde şeker saklardı. Gülümsemeden önce sessizce bana baktı.

“Küçük Leila.” Bana doğru yürürken hafifçe gülümsedi.

“Albert.” Sırıtıp ona sarıldım elimi şeker bulmak için cebine sokuşturdum. Hareketime güldü.

“Hala aynısın,” diye şakayla takıldı.

“Sen de Albert,” diye güldüm, bir lolipop kapmayı başarmıştım. Albert hiç sahip olamayacağım türden bir amca gibiydi. Bana hayrandı ve beni sürekli şekerle şımartmıştı.

“Babam nerede?” diye etrafa bakarak sordum.

“Bir toplantı için alfa ile başka bir sürüye gitti. Yarın geri dönecekler,” dedi annem. “Bugün senin için burada olmak istedi, ama sürüyle alakalı işler her şeyden önce geldiği için seninle yarın görüşecek.”

“Tamam, acıktım. Bana bir şey pişirdiniz mi? Uzun zamandır iyi bir ev yemeği yemedim,” dedim gülerek, annem beni sürü evinin içine doğru götürüyordu.

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

2

Acının olayı budur. Hissedilmek ister. —John Green

LEILA

Annem ve Albert ile geç de olsa kahvaltı yaptıktan sonra yatak odama gitmek için üst kata çıktım. Odam sürü evinin birinci katındaydı.

Kapıyı açtığımda tanıdık gelen ortam bana buradaki geçmiş hayatımı hatırlattı.

Odam küçüktü. Odanın en uzak köşesine karşı uzanan bir yatak, karşı duvarda ise beyaz bir sehpa ve ev ödevimi yaptığım bir masa duruyordu.

Duvarlarda posterler ve çizimlerim vardı. Lisedeyken karalama yapardım. Çok olmasa da tanıdık gelen kokum hala havadaydı.

Spor çantamı yere fırlatarak yatağın kenarına doğru yürüdüm. Oturup etrafa bakınmaya başladım.

Kalbim nostaljik ortamdan dolayı burkulmuştu. Buraya geri dönmek hem iyi hem de kötü hissettirdi. Gençlik yıllarımdan zevk almıştım. Daha kaygısız geçmişlerdi.

Dikkatli bir şekilde banyoya gidip aynada kendime bakmadan önce deri ceketimi ve botlarımı çıkardım. Siyah saçlarım salınmış, dalgalar halinde yüzüme düşmüştü.

Nadiren makyaj yaparım. Makyajın yüzümde oluşturduğu ağırlık hissini sevmiyorum.

Vücudumun mükemmel olduğunu söyleyemezdim. Yaklaşık 1,60 cm boyundaydım ve göğüslerimin çok büyük olduğu söylenmişti. Vücudumun görünüşünü garip bir şekilde bozan geniş kalçalarım vardı.

Lavabodaki musluğu açtım ve tekrar doğrulmadan önce kendimi canlandırmak için yüzüme soğuk su çarptım.

Yarın babamın ne zaman eve geleceğini merak ediyordum.

Genç alfamızın nasıl olduğunu da merak ediyordum. Üniversitedeyken ailemle sık sık konuşmuştum ve bana alfanın eşini bulduğunu söylemişlerdi.

Onu işaretleyip sürüyle Luna’ları olarak tanıştırmıştı ama sonra bir trajedi yaşandı. Ben o ara okuldaydım.

Luna'mız öldüğünde alfa sürü bölgesinde değildi. Luna ormanda koşmak için dışarı çıktığında alfa bir toplantı için uzaklara gitmişti.

Asiler ona saldırdığında nehrin yanında dinleniyormuş. Vücudu acımasızca parçalanmış.

Bir gün sınıftayken göğsümde derin bir ağrı hissettiğimi hatırladım. Elimi göğsüme götürüp yere düşmeme neden olacak kadar derin.

Luna'mız ile alakalı olduğunu biliyordum, bizimle olan bağı kopmuştu.

Sınıf arkadaşlarım endişeliydi ama herkes ne olduğunu biliyordu, çünkü eşleşmemiştim. Sürümdeki bir liderin öldüğünü anlamışlardı.

Alfa Maximus, Luna'sını on sekiz yaşında bulmuştu ve onu sürüye duyurduktan birkaç hafta sonra Luna’mız saldırıya uğramıştı.

Alfa Maximus çok zorluk çekti. Annem o zamandan beri değiştiğini söyler. Daha da uzaklaştığını.

Yatak odasına çekilmiş, sürüyle konuşmayı reddetmişti.

Bir ay yemek yemeyi reddettikten ve yas tuttuktan sonra, sonunda odasından çıkmıştı, ancak bunlar yaşanmadan önceki o mutlu halinden eser yoktu.

Onu suçlayamam. Bir kurt adam için bir eş her şeydir. Onlar bizim kaderimizdeki diğer yarımızdı.

Bizi güçlendiren ve anlayan tek kişiler onlardı. Bağ, ruhlarını birbirine bağlamış ve onları bir yapmıştı.

Eğer bu bağ koparsa ya da eşin ölürse, bu sonsuz acı demekti.

Bazı kurt adamlar acıya dayanamadılar ki ister buna intihar isterse de hayata devam etmeyi reddetmek densin, eşleriyle birlikte ölmeyi seçtiler.

Alfamızın yaşadığı acıyı hayal bile edemiyordum. Ölümünden bu yana geçen beş yıl boyunca bu acıyla nasıl başa çıktığına şaşırıyordum.

Alfa'ya hiç yakın olmamıştım. İki yıl ayrı kalmıştık ve ben utangaç birisiydim. Kimse beni fark etmemişti ki ben de böyle olmasını seviyordum doğrusu.

Eşyalarımı inceleyip eski odama yerleştirdikten sonra insanlarla tanışmak için aşağıya geri döndüm.

Herkesin kim olduğumu merak ettiğine emindim, çünkü o zamanlar tam bir utangaçtım. Şimdiye kadar hiç kimse kim olduğumu fark etmemişti.

Aşağı indiğimde birkaç yaşlı sürü üyesi evin önünde durmuş annemle konuşuyordu.

Yaşları benim yaşıma yakın bazı kişiler ortak alanda oturmuş sohbet ediyordu. Beni gördüklerinde hepsi konuşmayı kesti.

Annem yanıma geldi ve beni insanlara doğru çevirdi. Gözler üzerimdeyken rahatsız olmama rağmen beceriksiz bir şekilde gülümsemeye çalıştım.

“Millet, bu kızım Leila. Bazılarınız onu liseden hatırlayabilir. Sürü doktorumuz olmak için üniversiteye gitti. Diplomasını bitirmek için dönmeden önce ziyarete geldi. Bu ayın sonunda okulu bitecek ve eve, bize geri dönecek,” dedi annem gururla, bana arkadan sarılmıştı.

Yaşlı üyelerden birkaçı bana değer biçer gözlerle bakarken başlarını salladılar. Bir erkek bana doğru yürüdü – yaşı benimkine yakındı ve tanıdık gelmişti – fakat ismini hatırlayamadım.

“Tekrar hoş geldin Leila. Ben Will.” El sıkışmak için elini uzattı.

“Teşekkür ederim. Tekrar burada olmak çok güzel – burası birçok şey hatırlatıyor.” Ona gülümsedim.

Will uzun boyluydu, yanında dururken çenesine geldiğimi söyleyebilirdim. Güzel bir çocuktu. Yüz yapısı onu olduğundan daha genç gösteriyordu.

Mavi gözleri bana minnettar bir şekilde bakarken yaramazlıkla parlıyordu ki bunu biraz garip buldum, çünkü beni ne kadar tanıyordu ki? Bir zamanlar aynı sınıfta olduğumuzu hayal meyal hatırlayabiliyordum.

“Burada herhangi bir yeri gezmek istersen veya yardıma ihtiyacın olursa bana sormaktan çekinme. Etrafı göstermeyi çok isterim.” Göz kırptı.

“Teşekkür ederim,” dedim. “Aklımda bulunsun.”

Biz konuşurken neşeyle gülümseyen anneme döndüm ve kaşımı kaldırdım, onu neyin bu kadar mutlu ettiğini merak ediyordum.

Sadece omuz silkti ve kolumu belime sardığı eliyle sıktı.

“Sürü doktoru olmak için buraya geri döneceğime göre hastane bölümüne bir göz atabilir miyim diye merak ediyorum. Sadece malzemelere bakmak ve aşinalık kazanmak istiyorum,” dedim.

“Seni götürebilirim,” diye teklif etti Will hemen. Ona gözlerimi daraltarak baktım, bu acelesi biraz tuhaf hissettirmişti.

“Bu harika olur,” dedim ve bana yolu göstermesi için işaret ettim. Sürü evindeki sağ koridordan aşağı indi.

Kısa süre sonra vücutlarımız yan yana yürüyordu. Konuşkan biriydi.

Hayatından bahsetti ve sonra bana cevap vermekte tereddüt ettiğim birkaç kişisel soru sordu. Neden olmasın ki? Arkadaş yapmaya başlamak iyi bir şeydi.

Arada sırada vücudu benimkine hafifçe değiyordu ama belli etmiyordum.

“İşte hastane bölümü. Üyelerimizin uyuyacağı yaklaşık beş odamız var.” Daha uzağa işaret etti ve duvar boyunca beş kapı fark ettim.

“Bu yol sürü doktorumuzun ofisine giden yol ve sürü doktoru ofisinin hemen yanında depo bulunuyor.” Konuşurken sol tarafını işaret etti.

Hastane bölümü küçüktü – çok küçüktü – ancak bu, kurt adamların çok sık yaralanmamasından, yaralansalar bile çok hızlı bir şekilde iyileşmelerinden kaynaklanıyordu.

Bölümün her tarafı ahşap döşeme ve krem rengi, kuru duvarlarla çevrelenmişti. Hasta odalarını yakında benim olacak ofise giden bölgeden ayıran küçük bir kapı bulunuyordu.

Odayı bölen küçük kapı girişinde aile üyelerinin beklemesi için kahverengi kadife kanepeler ve koltuklar vardı.

“Hoşuma gitti,” diye sessizce cevap verdim. “Küçük olsa da endişeli hissedebilecek aile üyelerini rahatlatabilecek kalitede.”

Will, bunu söylediğimde etrafa bir göz attı ve aynı havayı hissedercesine başını salladı.

Sonra bana döndü ve mutlu bir şekilde gülümsedi.

“İyi bir sürü doktoru olacaksın, harika bir doktor.” Bana göz kırptı, sırıtıyordu.

“Teşekkür ederim,” diye beceriksizce cevap verdim. “Bana etrafı gezdirdiğin için teşekkür ederim. Depoyu kontrol edeceğim. Sonra görüşürüz.”

Başını salladı, depoya doğru yürürken hala arkamdan baktığını hissedebiliyordum.

Will bende kötü bir izlenim bırakmamıştı ama benden etkilendiğini söyleyebilirdim ki bu da kafamı karıştırmıştı, çünkü çekici biri değildim.

Ama benden hoşlanıyorsa hoşlanıyordur, diye düşündüm depoya girerken.

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

Sana Kandım

Trinity aslında açıkgöz biridir. Ama bu, akıllara kolayca elde edilir biri olduğu fikrini getirmesin. Ofiste geçirdiği yorucu bir günün ardından, gittiği barda Stephen Gotti ile tanışır. Gece kulübünde tam bir beyefendi, yatak odasında ise doyumsuz biri olan Stephen Gotti… Birbirlerine ilk görüşte aşık olurlar ama Stephen’ın büyük bir sırrı vardır. Acaba bu sır Trinity’yi korkutup kaçıracak mıdır?

Yaş Sınırlaması: 18+

Alfa ve Aurora

Kanlı Gölge Sürüsü’nden Alfa Everett’in, eşinin bir insan olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Ama işte şimdi tam karşısında, on sekiz yaşındaki, oldukça sakar Rory duruyordu. Bir Omega kurdu tarafından evlat edinilen Rory, hayatının çoğunu Kızıl Ay sürüsünde geçirdi, ancak sürünün liderleri onu öldürmeye çalıştıktan sonra, artık oraya geri dönmeyecekti. Görünüşe göre o ve koruyucu Alfa birbirlerine iyice bağlanmıştı. Peki aralarında aşk gelişecek mi? Ve eğer büyüyebilirse, aşkları Rory’nin sırlarına dayanacak kadar güçlü olabilir mi?

Yaş Sınırlaması: 18+

Aşk Isırıkları

Annemin tanıdık bağırışı merdivenlerden yukarı geliyordu, “Scarlet Rose Wrett, hemen aşağı in, yoksa bir ay cezalısın!”

Bu bir süredir beni aradığı anlamına geliyordu. Sızlanarak, Netflix’i duraklattım ve aşağı inmek için yatağımın rahat sığınağından ayrıldım.

Kendimi tanıtayım. Benim adım Scarlet Rose Wrett, bunu zaten biliyorsunuz. Yirmi bir yaşındayım. Evet, yaşlı olduğumu biliyorum. Başıma kakmanıza gerek yok.

Tyr Binicileri

Ava, Kuzey Kaliforniya’daki en tehlikeli motorcunun peşine düşmüş, yalnız bir ödül avcısıdır. Ancak koşullar onu Tyr Motor Kulübü Binicilerinden cesur ve muhteşem bir modern Viking olan Bjorn ile takım olmaya zorladığında, aralarındaki kıvılcımlarla savaşamaz. Ava, kötü çocuk sevgilisine âşık mı olacak, yoksa yola tek başına mı dönecek?

Yaş Sınırlaması: 18+

CEO’nun Mükemmel Teklifi

Hasta kardeşine bakmakta zorlanan bir garson, reddedemeyeceği bir teklif alır. Zengin ve otoriter bir CEO kendisi ile evlenip bir yıl içinde bir varis verebilmesi karşılığında, ona her yıl için bir milyon sterlin ödeyecek ve kardeşinin ihtiyacı olan ameliyatın masraflarına yardım edecektir. Peki, şatoda süreceği hayat tam bir işkence mi olacaktır yoksa mutluluğu mu bulacaktır? Kim bilir, belki de aşkı?

Yaş Sınırlaması: 18+

Alıkonulmuş

Clarice, hayatı boyunca aşırı korumacı babası tarafından, içindeki kurttan kopuk şekilde yetiştirilir. Bir dönüşümü sırasında kontrolünü kaybeden Clarice, kurt adamların azılı lideri Kral Cerberus Thorne’a rehin düşer. Cerberus’un kalesinde kapana kısılan Clarice, kaderinin azılı liderin ellerinde olduğunu fark edecek, fakat her şey için çok geç olmadan eşini evcilleştirmenin bir yolunu bulabilecek mi?

Yaş Sınırlandırması: 18+

Kovboy Çizmeleri ve Savaş Botları

Afganistan gazisi Lincoln, sağlıklı yaşam danışmanı Lexi ile karşılaştığında, doğru kişiyi bulduğunu anlamıştır. Fakat geçmişine dair kötü anılar güzel bir gelecek yaratmasının önünde engel olabilir.

Yaş Sınırlandırması: 18+

Kurt Adam Günlükleri

Bambi kendini savaşın yıktığı korkutucu, kör bir alfayla eşleşmiş olarak bulduğunda, öfke ve acı onu tamamıyla tüketmeden önce, dünyadaki güzelliği tekrar görmesini sağlamanın bir yolunu bulmalıdır.

Yaş Sınırlaması 18+

Mason

İngiltere’nin en güçlü adamlarından biri olan Mason Campbell soğuk ve sert bir kişiliğe sahipti. Kimseden özür dilemezdi. Rüzgâr adının fısıltılarını taşısa, herkes korkudan titrerdi. Acımasız, merhametsiz ve kimseyiaffetmeyen biri olarak nam salmıştı. Lauren Hart onun asistanı olarak yeni çalışmaya başladığında kendini onun öfke nöbetlerine, nefretine ve kibrine hedef olarak buldu.. Erkekler tarafından kıskanılan ve kadınlar tarafından arzulanan Mason Campbell için çalışmasaydı hayatı daha iyi olurdu. Ama Mason’ın gözü ondan başka kimseyi görmüyordu, özellikle de geri çeviremediği bir anlaşma yaptığında.

Yaş Sınırlaması: 18+ (İstismar, Cinsel İstismar)

Vahşi

Biz sadece tek bir dil konuşuruz, o da seks dili.

Beni saçlarımdan tutmuş kendine doğru çekiyordu.

Şimdiden o kadar ıslanmıştım ki içimde kaymasına dayanabilir miyim bilemiyordum.

Beni sertçe masanın üzerine doğru eğdi. Bu libidomun daha da yükselmesine neden olmuştu. Aletini kıçımda masaj yaparcasına oynattığını hissediyordum.

Şehvetle iç çektim.

Ona ihtiyacım vardı.

Tam içimde.