logo
GALATEA
(30.7K)
FREE – on the App Store

Likan Kraliyet ailesinin danışmanı 200 yaşındaki Gideon, çoğu insanın ömründen daha uzun süredir Erasthaisini arıyor. Uzun zaman önce bundan vazgeçmişti, ama bu gece onunun kokusunu alıyor… Kokuyu yatağına kadar takip ettiğinde, onu birinin beklediğini fark ediyor…

Bir insan olan 22 yaşındaki Layla, hayatı boyunca bağımsız olmaya çalışmıştır. Ancak hasta bir iş arkadaşının vardiyasını aldıktan sonra, kendini sahibinin yatağına çıplak halde tırmandıracak kadar güzel kokan bir evde bulur.

Yaş Sınırlaması: 18+

 

Gideon by Nicole Riddley is now available to read on the Galatea app! Read the first two chapters below, or download Galatea for the full experience.

 


 

Uygulama, patlayıcı yeni romanlar için en sıcak uygulama olduğu için BBC, Forbes ve The Guardian’dan takdir aldı.

Ali Albazaz, Founder and CEO of Inkitt, on BBC The Five-Month-Old Storytelling App Galatea Is Already A Multimillion-Dollar Business Paulo Coelho tells readers: buy my book after you've read it – if you liked it

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

1

Özet

Likan Kraliyet ailesinin danışmanı ikiyüz yaşındaki Gideon, çoğu insanın ömründen daha uzun süredir Erasthaisini arıyor. Uzun zaman önce bundan vazgeçmişti, ama bu gece onun kokusunu alıyor… Kokuyu yatağına kadar takip ettiğinde, onu birinin beklediğini fark ediyor… Bir insan olan yirmi iki yaşındaki Layla, hayatı boyunca bağımsız olmaya çalışmıştır. Ancak hasta bir iş arkadaşının vardiyasını aldıktan sonra, kendini sahibinin yatağına çıplak halde tırmandıracak kadar güzel kokan bir evde bulur.

Yaş Sınırlaması: 18+

Orijinal Yazar: Nicole Riddley

GIDEON ARCHER

“Lord Archer! Seninle burada buluşmak ne güzel.”

Alistair Pembroke. Küçük uçaklardan lüks otomobillere, teknelere ve yatlara kadar her şeyin yapımcısı Pembroke Motor Şirketinin kurucusu.

Mükemmel Playboy.

O da en azından her biri kadar kendini beğenmiş.

Çaresiz ve hevesli şekilde sarayla bağlantı kurmaya çalışıyor. Veliaht Prens ve sürüsünün burada, Kaliforniya'da olduğunu bir bilseydi.

Elime uzanıyor ve eski bir arkadaş gibi sırtıma vuruyor.

“Bay Pembroke,” diye karşılık veriyorum, çünkü aksini yapmak kabalıktır ve ben kesinlikle görgüsüz biri değilim.

Fakat bu heriften hoşlandığım anlamına da gelmiyor.

“Bayan Helen Aristophanes.” Dikkatini eşlikçime çeviriyor. “Nasılsınız?”

Küçümseyen bir yorum yapmaktan kaçınmam gerekiyor, çünkü Helen’in sadece bana sadık olduğunu söylemesine rağmen daha önce birden çok kez birlikte olduklarını biliyorum.

“Bay Pembroke.” Helen ona tutkulu ve baştan çıkarıcı gülümsemelerinden birini bahşediyor ve elini uzatıyor. Pembroke Helen’in elini dudaklarına götürmeden önce gözleri vücudunu hızlı bir şekilde tarıyor.

“Peki, efsanevi Lord Archer'ı bu gece buraya getiren nedir?” diye soruyor, elini yavaşça serbest bıraktıktan sonra dikkatini bana vererek. “Sizi insanların arasında göreceğimi hiç düşünmemiştim.”

Ellerimi pantolonumun ceplerine sokup etrafımıza bakıyorum.

Yardım Galası tüm hızıyla sürüyor: bitmeyen şampanya, canlı müzik, bin dolarlık takım elbiseli erkekler ve tasarımcı elbiseleriyle gösteriş yapan kadınlar. Burası türlü türlü insanla kaynıyor.

Bu gece sadece iki likan daha görüyorum. Muhtemelen Pembroke'un güvenlik ekibi ya da arkadaşlarıdır. Bu mekandaki amaç görmek ve görülmek. Kimse hayır işini umursamıyor.

İfadesiz bir şekilde, “Neden olacak, hayır kurumunu desteklemek için tabii ki,” diyorum.

“Evet, tabii ki,” diye yanıtlıyor.

“İşte buradasın, Alistair.” Güzel bir likan kadın onun yanına sokuluyor. “Seni arıyordum,” diyor gözlerini bana dikmeden önce.

Pembroke, “Lord Archer, sizi sevgilim Juana Vega ile tanıştırayım,” diyor. “Juana, bu Lord Archer ve sevgilisi Bayan Helen Aristophanes.”

“Aslında eşlikçisi,” diyor Helen, ben bir şey söyleme fırsatı bulmadan önce. Parmaklarını koluma doluyor. “Tanıştığımıza memnun oldum.”

“Aman tanrım… Sen Lord Archer'sın,” diyor Juana Vega, gözleri parlayarak. “Alistair, Lord Archer'ı tanıdığını bana hiç söylemedin.”

“Sizinle tanışmak bir zevk, Bayan Vega” diyorum, teklif ettiği elini sıkarak.

“O zevk bana ait.” Hâlâ çarpılmış gibi görünüyor. Helen'in elinin pazumun etrafında sıkıldığını hissediyorum ve rahatsızlığımı gizlemeye çalışıyorum.

Helen’le bu sahiplenicilik hakkında konuşmam lazım. İkimiz de onun benim üzerimde ve de benim onun üzerimde bir hakkı olmadığını biliyoruz.

“Bizimle otur lütfen,” diyerek Pembroke, öndeki VIP bölümünü işaret etmek için elini kaldırıyor.

“Korkarım daha fazla kalmayacağız,” diyorum.

“Kalın, lütfen. Dans pisti birazdan boşalacak,” diye ısrar ediyor.

Pembroke yıllardır bana yaklaşmak için çok uğraşıyor. Sanırım bunun sebebi sarayla olan bağlantım.

“Keşke kalabilseydim, ama yapacak işlerim var, Bay Pembroke.”

“Tatlım, her zaman çalışıyorsun. Biraz da eğlen.” Helen dudak büküyor. Eminim Alistair Pembroke dudak bükmesini seksi buluyordur. Ben ise bu görüntüyü rahatsız edici buluyorum.

“Kalamayacağımı çok iyi biliyorsun. Ayrıca, Providence'da bir rezervasyonumuz var,” diyorum.

Saraydan Krallığın dışındaki en güçlü müttefiklerden birine bir mesaj iletmek için buradayım. Mesaj iletildi. Benim işim bitti. Gitmem lazım.

“Belki de yollarımız ilerde tekrar kesişir, Bay Pembroke.”

***

Helen somurtuyor ve limuzinin arkasında tek kelime etmiyor. Akşam yemeğine oturduğumuz andan beri ise konuşup kafamı şişiriyor.

Ağzının hareket ettiğini görüyorum, ama aklım başka konularla meşgul ve bu kötüye işaret.

Helen’le beş yıl önce başka hiçbir bağ olmadan eşlikçim olması için anlaşmıştım. O zamanlar onu eğlenceli bulurdum.

Bunun kalıcı bir şey olmayacağı belli. Onu asla eşim yapmayacağım. Böyle bir teklifin lafı bile geçmeyecek. Eğer birimiz Erasthaisini bulursa ya da birbirimizden sıkılırsak, anlaşmamızı herhangi bir zamanda kötü duygular hissetmeden sonlandıracağız.

Bu anlaşmaya rağmen her zaman birlikte değiliz. Bazen aylarca, bazen de yaklaşık bir yıl birbirimizden uzakta oluyoruz. Ayrıldığında, ailesinin yaşadığı Mikonos'ta zaman geçirdiğini iddia ediyor, ama bundan şüpheliyim.

Nereye gittiğini hiç sorgulamam. Bu beni ilgilendirmez. Ben de ona nerede olduğumu ya da ne yaptığımı söylemiyorum.

Son birkaç aydır onu normalden daha rahatsız edici buluyorum…

Aslında bundan çok daha uzun zaman önce başladı. Ne zaman eğlenceli olmayı bıraktığını hatırlamıyorum.

Ağzından çıkan her kelime sinirlerimi bozuyor.

Veliaht Prensi Caspian ve sürüsüyle olan son işim, Erasthaisi Quincy'yi eski sürüsünün pençesinden kurtarmaya çalıştıktan sonra, Helen’le ilişkimi yakında bitirmem gerektiğinden emin oldum.

Belki Caspian'ın sürüsündeki gerçekten samimi kadınlarla buluşmak bana partnerinle ilişkinin nasıl olması gerektiğini hatırlatıyordur.

Belki de Helen'in prensin üzerine atlayıp uyarılarıma rağmen kraliyet çifti arasında sorun yaratmaya çalışması beni rahatsız ediyordur.

Erasthaimle tanışma umudumu uzun zaman önce yitirdim ama yine de güvenebileceğim ve gerçekten sevebileceğim birisine ihtiyacım var.

Bir kurt adam için, eşi onun diğer yarısıdır. Bir likan için, bir Erasthai neredeyse bir kurt adamın eşi neyse odur. İçgüdülerinizin sizinle zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak en uyumlu olacağını söylediği kişidir.

İçgüdüleriniz size, zamanla onun hayatınızın geri kalanında derinden aşık olabileceğiniz dişi olduğunu söyler. Eğer ilk görüşte ya da kokusunu ilk aldığınız anda aşık olmazsanız tabii…

O senin takıntın olacak. Senin hayatın. Her şeyin.

“Banehallow Sarayı'nda bir Eşleşme Töreni olacağını ve Veliaht Prens ve sürüsünün Rusya'ya geri döndüğünü duydum. Davetli olduğuna eminim,” Helen'in sesi düşüncelerimi delip geçiyor. “Neden Rusya'ya geri dönmüyoruz? Balonun muhteşem olacağına eminim.”

Gerçekten de davet edilmiştim, ama burada ve başka yerlerde yapmam gereken birkaç şey var. “Hiç sanmıyorum.”

Yine somurtuyor. Yine “Tam bir işkoliksin,” diye şikayet ediyor. “Ha, aynı şekilde. Prensin müstakbel eşini reddedeceğini duydum.”

“Hâlâ şu Quincy'yi kraliçe yapacağına hala inanamıyorum. Biraz fazla sade, sence de öyle değil mi?”

Quincy St. Martin'in sadenin tam tersi olduğunu çok iyi biliyor. Kadın baş döndürücü güzellikte ve çok güçlü.

Aslında Quincy St. Martin eşleşmeyi düşünecek kadar ilgi çekici bulduğum tek kadındı. Veliaht Prensin Erasthaisi ve gelecekteki kraliçem olması o kadar kötü ki.

Ben taca sadığım; Beni besleyen eli ısırmam.

“Sıkıldım. Los Angeles'tayız. Sen istemesen de canım eğlenmek istiyor.”

“Çok iyi. Bu gece araba emrinde olacak. Şoföre haber veririm.” Alistair Pembroke ile birlikte olacağından hiç şüphem yok. Yalnız kaldığım için rahatlamış hissediyorum. Geceyi birlikte geçirdiği ilk erkek o değil.

Alistair isterse onu tutabilir.

Sanırım onu serbest bırakmanın zamanı geldi. Bu ilişki artık yürümüyor. Hala arkadaşken bir şeyleri bitirmek iyidir. Sadece bunu o çılgına dönmeden yapmanın bir yolunu bulmalıyım.

Belki onu pahalı bir ayrılık hediyesiyle yumuşatabilirim… Pahalı hediyelere bayılır.

Kendime taksi çağırıp Helen'ın bu gece garsonumuza olan kabalığını telafi etmek için masaya fazladan birkaç yüz dolarlık kâğıt para bırakıyorum.

***

Evim, 500 metrekarelik bir çatı katı ve 5 metrelik tavana ve Pasifik Okyanusu'nun mükemmel bir manzarasına sahip. Asla bir yerde uzun süre kalmam, bu yüzden burası sadece geçici bir ev.

Sarayla dünyanın geri kalanı arasındaki kraliyet bağlantısı benim.

Bir takımım var; ama bazı şeyleri kendim yapmayı tercih ediyorum. Kral'dan diğer liderlere bu geceki gibi gizli mesajlar ileterek sürüler arasındaki çatışmaları çözmek için gönderilirim.

Kraliyet meseleleriyle ilgili her şeyi yapıyorum. Dünyanın her yerinde.

Bara giderken ceketimi çıkarıyorum, papyonumu gevşetiyorum ve kol düğmelerini çıkarıp gömleğimin kollarını dirseklerime kadar katlamadan önce birkaç üst düğmeyi çözüyorum.

Kendime bir içki koyup, kanepeye doğru yürüyorum ve dizüstü bilgisayarımı çalışmak için açıyorum.

Telefonum cebimde titriyor ve ekrana bakmak için çıkartıyorum. Arayan güvenilir birkaç arkadaşımdan biri olan, Louis de Vauquelin. Son duyduğumda İbiza'daydı.

“Gideon. Neredesin dostum?”

“Louis,” diye cevap veriyorum. “Los Angeles'tayım. Sen neredesin?”

“Hâlâ İbiza'dayım, ama burada işim bitti.”

Cep saatimi çıkarıp açıyorum. Saat neredeyse gece yarısı, yani orada saat daha sabahın dokuzu.

Kıs kıs gülüyorum. İş mi? “Parti demek istedin herhalde. Senin eğlenmen ne zaman biter ki?”

Kıkır kıkır gülüyor. “Hepimiz senin gibi 7/24 çalışmak zorunda değiliz. Bazılarımız hayatı yaşamaktan hoşlanır.”

“İşimden zevk alıyorum.”

“Evet, evet… Zaten hep söylüyorsun ama Los Angeles yılın bu zamanı çok güzel olmalı. Seni mutlaka ziyarete geleceğim,” diyor.

“Hayır, hiç zahmet etme. Yakında Los Angeles'tan ayrılacağım. Belki birkaç gün içinde Lizbon'da buluşabiliriz?” İlgilenmem gereken bazı işler ve birkaç sürü lideriyle toplantım var.

“Kulağa harika geliyor. Los Angeles'tan ayrılırken bana haber ver,” diyor telefonu kapatmadan önce.

LAYLA

“Akşam yemeğinde bunu mu giyeceksin?” diye soruyor annem, yırtık kotumu ve büyük yeşil kazağımı incelerken.

Kazağın önünde kocaman gözlü gülümseyen bir inek ve “Süt var mı?” yazısı bulunuyor. Birkaç tane de şeytani bakışlı ördek ve tavuk.

“Ne varmış yani? Bence çok sevimli!” dedim karşılık veriyorum.

Evet, aslında gerçekten çok çirkin… Ama annemin ne düşündüğümü bilmesine gerek yok.

Gözleri büyüyor. “Olmaz, kıyafetini hemen değiştirmeni istiyorum, Layla.”

“Of anne!” Ayaklarımı yere vurarak dolabıma yürüyorum. Yirmi iki yaşında olmama rağmen annem bana çocukmuşum gibi davranıyor. Çok üzücü, gerçekten.

“Hayır ama ya! Başka çirkin bir kazak giy demedim,” diyor annem, eskiden ağabeyime ait olan gri bir kapüşonluya el attığımda.

“Al, bunu giy,” diyor, kontrolü kendi ellerine alarak. Bana daha önce bir kez giydiğim açık pembe renk elbiseyi veriyor.

İstemeden alıyorum ve odamdan çıkıyor. Of! Bu tartışmayı kazanamam mümkün değil.

Bir yıl önce insanların arasında yaşamak için evden ayrıldım. Sürü bölgesinden yaklaşık yarım saat uzakta ama neredeyse her hafta sonu onlarla yemek yemeye gelmem için bana duygu sömürüsü yapıyorlar.

Belki de daha uzağa taşınmalıydım.

Ailemi seviyorum ama hayatıma müdahil olmaları artık kontrolden çıktı.

Giyinmem bittikten hemen sonra annem yatak odama geri dönüyor.

Tanrım, nelere katlanıyorum…

“Şimdi otur Layla.” Benim için makyaj masasına bakan bir sandalye çıkarıyor. Yerimi alırken gözlerimi devirmemeye çalışıyorum.

“Çok güzel bir kızsın, tatlım. Neden böyle saklanıyorsun?”

İkimiz de aynadaki yansımalarımıza bakıyoruz. Anneme pek benzemiyorum. Annem bir insan, babam ise bir kurt adam.

“Güzel bir kurt genine sahip olduğun için şanslısın,” diyor.

Kurt adam genim olmadığını söylemek istiyorum. Ben bir insanım… Tıpkı onun gibi. Tek fark, onun onu seven bir eşi olması, benimse buna sahip olmamam.

Annemden miras aldığım tek özelliği olan açık ela gözleri bana bakıyor ama tek kelime etmiyorum.

Darmadağın, kıvırcık kahverengi saçlarımı karıştırıp başını sallıyor. Sonra kafamın üstünde gevşek bir topuz yapmaya çalışıyor. Ancak görünüşümden memnun kaldıktan sonra gitmeme izin veriyor.

***

“Büyükanne, koltuğun tam orada.” Büyükannemi her zamanki sandalyesine oturması için “nazikçe” zorlamaya çalışıyorum.

Şimdi benim sandalyemde oturuyor, bu da demek oluyor ki bana ayarladıkları Kofi’nin -ki kendisi bugün ekstra çirkin görünmeye çalışma nedenim- yanındaki tek sandalyede oturmak zorundayım.

Kımıldamayı reddediyor. “Off, kalçam. Şimdi kalkabileceğimi sanmıyorum. Yemin ederim, yakında yeni bir kalçaya ihtiyacım olabilir. Ne demiştin, Layla canım?”

87 yaşındaki anneannemi öldürmemek için kendimi zor tutuyorum. Kendisi on yıl önce büyükbabam öldüğünden beri bizimle yaşıyor.

Normalde turp gibi ama istediğini yaptırmak için bilinen her hastalıktan mustaripmiş gibi davranan kurnaz yaşlı kadının teki.

Bu akşam yemek masasında babam, annem, büyükannem, küçük kız kardeşim Maya ve yeni bulduğu eşi Abraham, ağabeyim Kaleb, onun eşi Carmen ve Kofi oturuyor.

İç çekiyor ve yenilgiyi kabul ediyorum.

Masanın diğer tarafına yürüyorum ve Kofi'nin yanına oturuyorum. Kofi, ağabeyimin on yıl önce eşini kaybeden arkadaşı.

Her hafta sonu bu evde neredeyse bir demirbaş, Onun benim için mükemmel kişi olduğunu düşünüyorlar.

“Bu gece çok güzel görünüyorsun, Layla,” diyor Carmen. “Sence de güzel görünmüyor mu Kofi?”

“Her zaman güzel görünüyor,” diye yanıtlıyor Kofi büyük bir gülümsemeyle.

Söylenmemek için kendimi zor tutuyorum.. Tanrı yardımcım olsun.

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

2

LAYLA

Kofi'nin bir şeyi yok. Sanırım çok tatlı olabilir; ama sadece bana göre değil.

İki kardeşimin aksine ben kurtsuz doğdum. Bir kurdun olmaması, büyük ihtimalle onların gibi bir eşim olmayacağı anlamına geliyor.

Küçük kız kardeşim Maya yedi ay önce eşini bulduğundan beri bana bazı erkekler ayarlama çabalarını ikiye katladılar, özellikle de Kofi’yi. Gerçekten bir işkence.

“Ne kadar tatlı,” mırıldandı büyükannem. Ona bir bakış atıyorum; ama o devam ediyor, “İkinizin birlikte çok güzel bebekleri olur.”

Vurun beni! Şimdi vurun beni!

“Sana en az on torun istediğimi söylememiş miydim?”

Hepsinin bana acıdığını biliyorum ama sanırım büyükannem sırf bana işkence olsun diye eğlenceye katılıyor.

Büyükannemin bile erkek arkadaşı var. Evet, doğru, büyükannem benden daha fazla ilişkiye giriyor. Ben, yirmi iki yaşında bir kadın, seksen yedi yaşındaki büyükannesinden daha az ilişkiye giriyorum.

Bu ne kadar daha üzücü olabilir?

Kız kardeşim Abraham'la el ele tutuşuyor, sessizce konuşuyor ve kıkır kıkır gülüyor. Bu bana neden taşınmayı seçtiğimi hatırlattı.

Çok yakında annem ve babam birbirlerine fısıldayacak, Kaleb ve Carmen yapış yapış olacaklar.

Ortalık yerde koklaşma merkezi.

Bunu daha iyi yapacak tek şey büyükannemin bir dahaki sefere kendi erkek arkadaşını yemeğe getirmesi ve aynı şekilde davranmaya başlaması.

Aaahhh!!!

Bu görüntü beynimi yakıyor.

“Layla” diyor Kofi, elimi ellerine alarak. “Gerçekten çok güzel görünüyorsun. Bu gece benim için ekstra güzel görünmek üzere sarf ettiğin çabayı takdir ediyorum.”

Ah, hayır…

***

Serin parmakların elimin arkasından kaydığını hissediyorum ve onları eziyorum. Kofi'nin eli şimdilik geri çekiliyor ama Carmen ağabeyimin etrafından bana bir bakış atıyor.

O bakışı.

Beni anneme ihbar ederse başımı belaya sokacak o bakışı.

Şu anda karanlık bir sinemadayız ve ben ekranda olan bitene konsantre olmaya çalışıyorum. Fantastik Canavarlar: Grindelwald'ın Suçları oynuyor.

Anneme Kofi'ye bir şans vereceğime dair söz verdiğimde buna sarkıntılık ya da romantik bir el ele tutuşma dahil değildi.

Birlikte gidebileceğimiz onca kişinin arasından ağabeyim Kaleb ve eşi Carmen'le çifte randevumuz var.

Carmen 10 yıldan fazladır ailemde, bu yüzden artık benim kız kardeşim sayılır.

Çoğu zaman sinir bozucu bir kız kardeş.

İyi niyetli ama benim işime ailemdeki herkes kadar burnunu sokar.

Kofi kolunu omzuma doladı ve ben de tekrar geri ittim.

Carmen bana bir uyarı bakışı daha attı ve ben de ofladım. Zaten burada olmak istemiyorum: ama bir kez daha boyun eğdiğim için en azından filmin tadını çıkarmama izin verebilirler.

Ama hayııır… Bay El-tutucu, yılışık olmak istediğine karar verdi.

Bu sabah aileme öğle yemeğinden hemen sonra şehre dönmek için ayrılacağımı söylediğimde olanlar için hala pişmanım.

Kahvaltıdan hemen sonra kaçmalıydım… ya da kahvaltıdan önce sıvışmalıydım.

Carmen, Kofi ile onunla ve Kaleb'le çifte randevuya çıkmamı “önermeden” önce annemin Carmen'e bir bakış attığını gördüm.

Beni kabul etmemi sağlamak için güçlerini birleştireceklerini bilmeliydim. Bu konuda ben suçluyum.

Başlangıçta direndim ve çılgın çöpçatanlık planlarına katılmayı reddettim; ama sonra ağır topu ortaya çıkardılar: babamı.

Babam, Kofi gibi bir Gama'nın benimle ilgilendiği için ne kadar şanslı olduğumu, diğer birçok eşleşmemiş kurt adam kadınlarının onunla ilgilendiğini söyledi… Tabii bu Kofi'nin kendi ağzından duyduğu.

Babam sürüden bu kadar uzakta (sadece yarım saat) yaşamak amacıyla taşındığım için kendimi suçlu hissettirmeye çalıştı.

Benim yaşımdaki arkadaşlarının çocuklarının nasıl eş bulup bebek sahibi olduklarını ve bebeklerinin yakında nasıl doğuracağını anlattı.

Iyykkk!! Bu doğru değil!

Eşleşmediğim ve sahip çıkılmadığım için onu strese soktuğumdan nasıl kalbinin, akciğerlerinin, böbreklerinin ya da aklına gelen her organın çökeceğini anlatıp durdu.

Dramayı çok mu seviyor acaba?

Sonunda, randevuyu kabul ettim. Ne diyebilirim ki? O biraz ekstra olabiliyor… Ve ben kolayca etki altında kalıyorum.

Pes ettiğimde büyükannemin arka planda kıs kıs güldüğünü duydum. Yemin ederim, bu seksenlik kadın benim acımı görmek için yaşıyor.

Film sona ererken koltuğuma gömüldüm. Sayısız el tokatlamadan ve Carmen’den gelen bitmeyen bakışlardan sonra pes ettim. Kofi'nin gevşek elimi tutmasına izin verdim. Mutlu görünüyor.

Pes ediyorum. Filmin iyi olup olmadığını bile bilmiyorum.

Sinemadan çıkarken herkes mutlu görünüyor. Benim dışımda herkes.

Kofi sırtıma elini koyuyor, ağabeyime ve Carmen'e muzaffer bir şekilde gülümsüyor.

Gözlerimi deviriyorum. Her neyse artık.

Yiyecek içecek standına vardığımızda elimi tutmasına izin verdim. Yarın onunla eşleşecek değilim ya.

Öyle değil, değil mi?

Bilet ve atıştırmalıkları almak için sıraya giren kalabalıktan biri “Hey, Carmen!” diye bağırdı.

“Aman Allah'ım! Çocuklar. Burada ne işiniz var?” diye arkadaşlarına sarılmak için koşarken Carmen heyecanla bağırdı. Gözlerimi devirmemek için tekrar direndim. Belli ki film izlemeye gelmişler, öyle değil mi? Bahse girerim birbirlerini en son bu sabah görmüşlerdir.

Bu sinema küçük bir kasabada, sürünün bölgesinin hemen dışında tarafsız bir bölgede. Hem bizim sürüden hem de komşu sürüden akşam yemeği, sinema veya kulüpte takılmak için buraya gelen birçok insan ve genç kurt adam var.

“Merhaba, Kofi!” diyor oradaki kadınlardan biri.

“Hey, Kofi!” diyor bir başkası.

Kadınlar arasında gerçekten de popüler.

Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle onlara bakıyor ama beni izlerken fark edince gülümsemesi suçluluk duygusuyla utangaç bir hale bürünüyor. Tıraşlı kafasının arkasını garip bir şekilde kaşıyor.

Pürüzsüz, koyu kahverengi teni, uzun boyu, sevecen kişiliği, ince bıyığı ve keçi sakalı ve kocaman gülümsemesiyle çok çekici. Dediğim gibi, sorun onda değil.

Sorun bende.

Benim tarafımdan hiç kıvılcım yok. Belki de bende yanlış bir şeyler vardır.

“Kofi bu gece Layla ile randevuda,” diyor Carmen gururla, bir şeyler başarmışım gibi. Bir kızın yüzündeki gülümseme sönüyor.

“Hemen eve gitmem gerekiyor” diye hatırlatıyorum. “Yarın dersim var.” Yarın gerekten dersim var; ama öğlene kadar değil.

Onların bunu bilmelerine gerek yok.

“Evet, ehh… Layla'yı eve götürsem iyi olacak,” diyor Kofi. “Sonra görüşürüz Kaleb, kızlar.”

“Kız kardeşimi sağ salim eve götür, Kofi.” Kaleb ona uyaran bir bakış atıyor.

Ben Carmen ve Kaleb'e veda ederken Kofi, “Evet, tabii” diye cevap veriyor.

Kofi, arabayı evimin önünde durdurduktan sonra “Bu gece gerçekten harika vakit geçirdim Layla” diyor.

Eminim öyledir.

Arabada durmadan konuşuyordu, çoğunlukla kendinden bahsediyordu. Aslında benim için sorun değildi. Yarın yapmam gereken her şeyi düşünmek ve ondan sonraki günü planlamak için bana zaman verdi.

Tek yapmam gereken o konuşurken doğru cevabı söylemekti, “ah-huh,” “oh, gerçekten,” “vay canına,” “tamam,” “ilginç” gibi.

“Çok iyi bir dinleyicisin, Layla.” Dişleri karanlıkta beyaz beyaz parlıyor. Acaba hangi diş beyazlatıcıyı kullanıyor?

“Ah-ha.”

“Diğer kızlar kesinlikle senin kadar iyi değil,” diyor.

“Gerçekten mi?” diye cevap veriyorum, hala sadece yarı yarıya dinleyerek.

“Kolay olmayan birini severim. Klas ama utangaç ve elde etmesi zor biri, biliyor musun?” Bana anlamlı bir şekilde bakıyor. “Biliyorum, tüm o buz kraliçesi gösterilerinin altında benden hoşlanıyorsun.”

Bir dakika, bir dakika. Ne?

“Artık gösteriyi bırakabilirsin. Dikkatimi çektin. Benim senden etkilendiğim kadar senin de benden etkilendiğini biliyorum. Sen benim için uygun kişisin.”

Ne dedin? Tanrım, kulağa süper kötü, dandik bir şarkı gibi geliyor.

Onu başımdan atmak istiyorum ama annemin gazabından korktuğum için yapamam. Bu yüzden alt dudağımı çiğnerken endişeyle ona bakarak ne diyeceğimi düşünüyorum.

Bunu hassas şekilde halletmem gerek. Eğer yanlış yaparsam, bütün gece annemden telefon alacağım. O vazgeçmez.

Hassas şekilde, tamamdır.

“Ah, Kofi… Utangaç değilim ve elde etmesi zor birini oynamıyorum,” dedim. “Senden hoşlanıyorum.”

Gülümsemesi genişliyor.

“Demek istediğim, senden hoşlanmıyor değilim. Ama senden düşündüğün şekilde hoşlanmıyorum… bilirsin yani. Ben—”

Aniden bana doğru uzandı.

Iyyykkk!

Yüzümü tam zamanında çeviriyorum ve dudakları yanağıma çarpıyor. Eli çenemi tutmak ve yüzümü kendine doğru çevirmek için geliyor; ama alnına, göğsüne ve ellerimin ulaşabileceği her yere vuruyorum.

“Ah—Layla. Ne yapıyorsun? Ah ah!” diye bağırıyor.

“Uslu dur Kofi!” diye onu azarlıyorum. Yanağımı siliyorum ve sanki kıçım alev almış gibi çok hızlı bir şekilde arabadan çıkıyorum.

“Hadi, Layla. Böyle yapma,” diyor.

“Bana “Hadi Layla!” deme!” Küçük garaj yoluna dalmadan önce cama doğru bağırıyorum. “Öfff! Dünya ne hale geldi?”

Anahtarı zorla kilide iterken homurdanmaya devam ediyorum.

Şimdi kızgınım. Çok kızgınım!

 

Kitabın tamamını Galatea uygulamasında okuyun!

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email

Alfa’nın Çağrısı

Lyla, Mississippi’nin kalbindeki sürü Zirvesine eşini bulma umuduyla gider. Bugünlerde eş bulmak çok zordur ve açıkçası Lyla çocukluk aşkıyla birlikte olmayı tercih etmektedir. Dolunayın altında, çiftleşme çağrısı başladığında Lyla, gerçek eşi Kraliyet Alfası Sebastian’a, tüyler ürpertici bir ulumayla eşlik eder. Lyla kraliyet lunası olarak kaderini kabul mü edecek yoksa hala kalbinin bir parçasını tutan sevgilisiyle mi kalacak?

Çalışkanlar Prensesi

Ava Darling bir inek olsa da lisenin bitmesi için sabırsızlanıyordu. Bazı günlerde arkadaşları onu görmezden gelirken bazı günlerde alaya alırlardı. Neyse ki lisenin bitmesine yalnızca bir yıl daha kalmıştı. Sonra üniversiteye geçebilir ve yeni bir başlangıç yapabilirdi. Acımasız bir şaka Ava’yı okulun belalısı Hunter Black’in radarına sokunca ona tuhaf bir öneriyle geldi. Birbirlerinden çok farklı olsalar da takım olduklarında gizli bir şekilde düşündüklerinden daha fazla ortak noktaları olduğunu bulabilirler mi?

Yaş Sınırlandırması: 16+

Aşk Isırıkları

Annemin tanıdık bağırışı merdivenlerden yukarı geliyordu, “Scarlet Rose Wrett, hemen aşağı in, yoksa bir ay cezalısın!”

Bu bir süredir beni aradığı anlamına geliyordu. Sızlanarak, Netflix’i duraklattım ve aşağı inmek için yatağımın rahat sığınağından ayrıldım.

Kendimi tanıtayım. Benim adım Scarlet Rose Wrett, bunu zaten biliyorsunuz. Yirmi bir yaşındayım. Evet, yaşlı olduğumu biliyorum. Başıma kakmanıza gerek yok.

Alıkonulmuş

Clarice, hayatı boyunca aşırı korumacı babası tarafından, içindeki kurttan kopuk şekilde yetiştirilir. Bir dönüşümü sırasında kontrolünü kaybeden Clarice, kurt adamların azılı lideri Kral Cerberus Thorne’a rehin düşer. Cerberus’un kalesinde kapana kısılan Clarice, kaderinin azılı liderin ellerinde olduğunu fark edecek, fakat her şey için çok geç olmadan eşini evcilleştirmenin bir yolunu bulabilecek mi?

Yaş Sınırlandırması: 18+

Seksi Üvey Kardeşim Bir Ayıadam

Lisedeki son yılının en büyük partisinin olduğu gece Helen, partiye gitmek yerine annesinin yıldırım nikahına gitmek zorundadır. Annesi, Bear Creek’li bir dağ adamıyla evlenmek üzeredir ve Helen bu durumdan pek de memnun değildir. Ta ki Sam’le tanışana kadar. Sam, dağların en ateşli adamıdır ama şimdi Helen’ın üvey kardeşi olacaktır. Karakterleri birbirlerine zıt olmasına rağmen, iki yeni akraba birbirine çekilir. Ancak yaklaştıkça Helen bir şey keşfeder: Sam’in bir sırrı vardır…

Yaş Sınırı: 18+

Alfa’nın İkinci Şans Perisi

Adelie ait olduğu kurt sürüsünde gölgelerde yaşayarak, sıradan bir hayat sürer. Ancak Alfa eşi onu reddedince işler değişir ve birlikte yaşayabileceği yeni bir sürü arayışına başlar. Alfa Kairos’un sürüsü artık onun yeni evi olacaktır. Habis tabiatı ve öfkeli tutumlarıyla bilinen kurt Kairos, Adelie’nin ikinci şansı olacaktır. Peki, geçmişin korkusuyla içine kapanan Kairos ve daha önce tahayyül bile edemeyeceği güçlere sahip olduğunu keşfetmek üzere olan Adelie ile işler nasıl yoluna sokulacak?

Yaş Sınırlandırması: 16+

Alfa ve Aurora

Kanlı Gölge Sürüsü’nden Alfa Everett’in, eşinin bir insan olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Ama işte şimdi tam karşısında, on sekiz yaşındaki, oldukça sakar Rory duruyordu. Bir Omega kurdu tarafından evlat edinilen Rory, hayatının çoğunu Kızıl Ay sürüsünde geçirdi, ancak sürünün liderleri onu öldürmeye çalıştıktan sonra, artık oraya geri dönmeyecekti. Görünüşe göre o ve koruyucu Alfa birbirlerine iyice bağlanmıştı. Peki aralarında aşk gelişecek mi? Ve eğer büyüyebilirse, aşkları Rory’nin sırlarına dayanacak kadar güçlü olabilir mi?

Yaş Sınırlaması: 18+

Dokunuş

Kendimi yatağa atıp tavana bakıyorum.

Lanet olsun. Neyim var benim?

Meme uçlarımın sertleşmesi için elimi kaldırırken neden bu kadar huzursuz hissettiğimi anlayamıyorum.

Ama cidden. Düşünmeyi bırak. Kendine dokunmayı bırak. Sadece dur!

Gül’ün Savaşı

Kral olan babasının ölümünden sonra, Deanna kendini tehlikeli bir durumda bulur. O gayri meşru bir prensestir ve üvey annesi Kraliçe Rosaline ile üvey kardeşi Prens Lamont, saraydan uzaklaştığını görene kadar hiçbir şeyden vazgeçmeyecektir. Yalnız başına kalan, onu koruyacak kimsesi olmayan Deanna, hayatı için endişelenmeye başlar. Ancak Kraliçe Rosaline’in gözüne girmeye çalışan talipleri saraya gelmeye başladığında, Deanna, uzak bir ülkeden gelen, aradığı kurtuluşu sunabilecek yakışıklı bir yabancıyla tanışır…

Yaş Sınırlaması: 18+

Milenyum Alfası

Eve her zamankinden daha güçlüdür ancak ona mükâfatını reddedemeyeceği bir görev verildiğinde, üstesinden gelebilecek kadar güçlü olup olmadığı konusunda şüpheye düşer. Vampirler, haydut kurt adamlar ve onun peşindeki kötü tanrılar, Eve’in kararlılığını sorgulamasına yol açar ve tüm bunlar eşini bulmadan önce olur…

Milenyum Kurtları Dünyası’ndan

Yaş Sınırlandırılması: 18+