GALATEA

⭐⭐⭐⭐⭐ (31.2K)

FREE

Gri’nin Elli Tonu’ndan sonra en çok ses getiren, ateşli kurt adam roması: Gideon

logo
GALATEA
(30.7K)
FREE – on the App Store

3 kitaptan oluşan Gideon, Galatea uygulamasında milyonlarca kez okundu. Galatea, çok ses getiren yeni romantik romanları yayınlayan en yeni uygulama olduğu için BBC, Forbes ve The Guardian’dan takdir aldı.

 

Sadece seçilmiş birkaç kişinin yaşayabileceği, ama herkesin arzuladığı bir aşk hikâyesi… Gideon, 200 yılı aşkın bir süredir Likan Kraliyet Ailesi’nin özel elçisidir. Yalnızca kendisine ve kraliyete bağlı kalarak tempolu bir hayat yaşamış ve bir eş bulma ümidinden tamamen vazgeçmiştir. Gideon, bir anda hayatını sonsuza dek değiştiren genç bir kadınla tanışır. Lyla, daha 22 yaşında, ailesi tarafından başka bir adamla evlenmesi ve kendi ailesini kurmaları için zorlanmaktadır. Ancak, aşk onu aramayanlar için en beklenmedik zamanlarda aniden çıkagelir.

Ali Albazaz, Founder and CEO of Inkitt, on BBC The Five-Month-Old Storytelling App Galatea Is Already A Multimillion-Dollar Business Paulo Coelho tells readers: buy my book after you've read it – if you liked it

Bu unutulmaz ve tutkulu aşk hikayesinin ilk bölümünü okumak için kaydırmaya devam edin veya serinin tamamını okumak için uygulamayı indirin

Gideon

Nicole Riddley

👁‍🗨 125 milyon okuma
🎧 Sesli kitap sürümü mevcuttur

Bölüm 1

 

"Lord Archer! Seninle burada buluşmak ne güzel."

 
 

Alistair Pembroke. Küçük uçaklardan lüks otomobillere, teknelere ve yatlara kadar her şeyin yapımcısı Pembroke Motor Şirketinin kurucusu.

Mükemmel Playboy.

O da en azından her biri kadar kendini beğenmiş.

Çaresiz ve hevesli şekilde sarayla bağlantı kurmaya çalışıyor. Veliaht Prens ve sürüsünün burada, Kaliforniya’da olduğunu bir bilseydi.

Elime uzanıyor ve eski bir arkadaş gibi sırtıma vuruyor.

“Bay Pembroke.” Onu cevaplıyorum; çünkü aksini yapmak kabalıktır ve ben kesinlikle görgüsüz biri değilim.

Fakat bu, heriften hoşlandığım anlamına da gelmiyor.

“Bayan Helen Aristophanes.” Dikkatini eşlikçime çeviriyor. “Nasılsınız?”

Küçümseyen bir yorum yapmaktan kaçınmam gerekiyor; çünkü Helen’in sadece bana sadık olduğunu söylemesine rağmen daha önce birden çok kez birlikte olduklarını biliyorum.

“Bay Pembroke.” Helen ona tutkulu ve baştan çıkarıcı gülümsemelerinden birini bahşediyor ve elini uzatıyor. Pembroke Helen’in elini dudaklarına götürmeden önce gözleri vücudunu hızlı bir şekilde tarıyor.

“Peki, efsanevi Lord Archer’ı bu gece buraya getiren nedir?” diye soruyor, elini yavaşça serbest bıraktıktan sonra dikkatini bana geri vererek. “Sizi insanların arasında göreceğimi hiç düşünmemiştim.”

Ellerimi pantolonumun ceplerine sokup etrafımıza bakıyorum.

Yardım Galası tüm hızıyla sürüyor: bitmeyen şampanya, canlı müzik, bin dolarlık takım elbiseli erkekler ve tasarımcı elbiseleriyle gösteriş yapan kadınlar. Burası insanlarla kaynıyor.

Bu gece burada sadece iki likan daha görüyorum. Muhtemelen Pembroke’un güvenlik ekibi ya da arkadaşlarıdır. Bu mekandaki amaç görmek ve görülmek. Kimse hayır işini umursamıyor.

İfadesiz bir şekilde “Neden olacak, hayır kurumunu desteklemek için tabii ki,” diyorum.

“Evet, tabii ki,” diye yanıtlıyor.

“İşte buradasın, Alistair.” Güzel bir likan kadın onun yanına sokuluyor. “Seni arıyordum,” dedi gözlerini bana dikmeden önce.

Pembroke, “Lord Archer, sizi sevgilim Juana Vega ile tanıştırayım,” diyor. “Juana, bu Lord Archer ve sevgilisi Bayan Helen Aristophanes.”

“Aslında eşlikçisi,” diyor Helen, ben bir şey söyleme fırsatı bulmadan önce. Parmaklarını koluma doluyor. “Tanıştığımıza memnun oldum.”

“Aman tanrım… Sen Lord Archer’sın,” diyor Juana Vega, gözleri parlayarak. “Alistair, Lord Archer’ı tanıdığını bana hiç söylemedin.”

“Sizinle tanışmak bir zevk, Bayan Vega” diyorum, teklif ettiği elini sıkarak.

“O zevk bana ait.” Hala çarpılmış gibi görünüyor. Helen’ın elinin pazumun etrafında sıkıldığını hissediyorum ve rahatsızlığımı gizlemeye çalışıyorum.

Helen’le bu sahiplenicilik hakkında konuşmam lazım. İkimiz de onun benim üzerimde ve de benim onun üzerimde bir iddiam olmadığını biliyoruz.

“Bizimle oturmalısın,” diyerek Pembroke, öndeki VIP bölümünü işaret etmek için elini kaldırıyor.

“Korkarım kalmayacağız,” diyorum.

“Kalın, lütfen. Dans pisti yakında dans için boşaltılacak,” diye ısrar ediyor.

Pembroke yıllardır bana yaklaşmak için çok uğraşıyor. Sanırım bunun sebebi sarayla olan bağlantım.

“Keşke yapabilseydim, ama yapacak işlerim var, Bay Pembroke.”

“Sevgilim, her zaman çalışıyorsun. Parti eğlenceli görünüyor.” Helen dudak büküyor. Eminim Alistair Pembroke dudak bükmesini seksi buluyordur ben ise bu görüntüyü rahatsız edici buluyorum.

“Kalamayacağımı çok iyi biliyorsun. Ayrıca, Providence’da bir rezervasyonumuz var,” diyorum.

Saraydan Krallığın dışındaki en güçlü müttefiklerden birine bir mesaj iletmek için buradayım. Mesaj iletildi. Benim işim bitti. Gitmem lazım.

“Belki de yollarımız gelecekte tekrar kesişir, Bay Pembroke.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp

Helen somurttu ve limuzinin arkasında tek kelime etmedi. Akşam yemeğine oturduğumuz andan beri ise konuşup kafamı şişiriyor.

Ağzının hareket ettiğini görüyorum; ama aklım başka konularla meşgul ve bu kötüye işaret.

Helen’le beş yıl önce başka hiçbir bağ olmadan eşlikçim olması için anlaşmıştım. O zamanlar onu eğlenceli bulurdum.

Bunun kalıcı bir şey olmayacağı belli. Onu asla eşim yapmayacağım. Bu teklif asla masada olmayacak. Eğer birimiz Erasthaisini bulursa ya da birbirimizden sıkılırsak, anlaşmamızı herhangi bir zamanda kötü duygular hissetmeden sonlandıracağız.

Bu anlaşmayla bile her zaman birlikte değiliz. Bazen aylarca, bazen de yaklaşık bir yıl birbirimizden uzakta oluyoruz. Ayrıldığında, ailesinin yaşadığı Mikonos’ta zaman geçirdiğini iddia ediyor; ama bundan şüpheliyim.

Nereye gittiğini hiç sorgulamam. Bu beni ilgilendirmez. Ben de ona nerede olduğumu ya da neyin peşinde olduğumu söylemiyorum.

Son birkaç aydır onu normalden daha rahatsız edici buluyorum…

Aslında bundan çok daha uzun zaman önce oldu. Ne zaman eğlenceli olmayı bıraktığını hatırlamıyorum.

Ağzından çıkan her kelime sinirlerimi bozuyor.

Veliaht Prens Caspian ve sürüsüyle olan son işim, Erasthaisi Quincy’yi eski sürüsünün pençesinden kurtarmaya çalıştıktan sonra, Helen’le ilişkimi yakında bitirmem gerektiğinden emin oldum.

Belki Caspian’ın sürüsündeki gerçekten samimi kadınlarla buluşmak bana partnerinle ilişkinin nasıl olması gerektiğini hatırlattı.

Belki de Helen’in prense kendini atıp, uyarılarıma rağmen kraliyet çifti arasında sorun yaratmaya çalışması beni rahatsız ediyordur.

Erasthaimle tanışma umudumu uzun zamandır yitirdim; ama güvenebileceğim ve gerçekten sevebileceğim birisine ihtiyacım var.

Bir kurt adam için, eşi onun diğer yarısıdır. Bir likan için, bir Erasthai neredeyse bir kurt adamın eşi neyse odur. İçgüdülerinizin sizinle zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak en uyumlu olacağını söylediği kişidir.

İçgüdüleriniz size, zamanla, onun hayatınızın geri kalanında derinden aşık olabileceğiniz dişi olduğunu söyler – diğerlerinden çok daha fazla. Eğer, ilk görüşte ona zaten aşık değilseniz… ya da ilk kokusunu aldığınızda.

O senin takıntın olacak. Senin hayatın. Her şeyin.

“Banehallow Sarayı’nda bir Eşleşme Töreni olacağını ve Veliaht Prens ve sürüsünün Rusya’ya geri döndüğünü duydum. Davetli olduğuna eminim,” Helen’in sesi düşüncelerimi delip geçiyor. “Neden Rusya’ya geri dönmüyoruz? Balonun muhteşem olacağına eminim.”

Gerçekten de davet edilmiştim, ama burada ve başka yerlerde yapmam gereken birkaç şey var. “Hiç sanmıyorum.”

Yine somurtuyor. Yine “Tam bir işkoliksin,” diye şikayet ediyor. “Oh, aynı şekilde. Prensin müstakbel eşini reddedeceğini duydum.

“Onun hala şu Quincy’yi kraliçe yapacağına hala inanamıyorum. Biraz fazla sade, sence de öyle değil mi?”

Quincy St. Martin’in sadenin tam tersi olduğunu çok iyi biliyor. O kadın baş döndürücü güzellikte ve çok güçlü.

Aslında Quincy St. Martin eşleşmeyi düşünecek kadar ilgi çekici bulduğum tek kadındı. Veliaht Prensin Erasthaisi ve gelecekteki kraliçem olması o kadar kötü ki.

Ben taca sadığım; Beni besleyen eli ısırmam.

“Sıkıldım. Los Angeles’tayız. Sen istemesen de canım eğlenmek istiyor.”

“Çok iyi. Bu gece araba emrinde olacak. Şoföre haber veririm.” Alistair Pembroke ile birlikte olacağından hiç şüphem yok. Yalnız kaldığım için rahatlamış hissediyorum. Geceyi birlikte geçirdiği ilk erkek o değil.

Alistair isterse onu tutabilir.

Sanırım onu serbest bırakmanın zamanı geldi. Bu ilişki artık yürümüyor. Hala arkadaşken bir şeyleri bitirmek iyidir. Sadece bunu o çılgına dönmeden yapmanın bir yolunu bulmalıyım.

Belki onu pahalı bir ayrılık hediyesiyle yumuşatabilirim… Pahalı hediyelere bayılır.

Kendime taksi çağırıp Helen’ın bu gece garsonumuza olan kabalığını telafi etmek için masaya fazladan birkaç yüz dolarlık kâğıt para bırakıyorum.

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp

Evim, 500 metrekarelik bir çatı katı ve 5 metrelik tavana ve Pasifik Okyanusu’nun mükemmel bir manzarasına sahip. Asla bir yerde uzun süre kalmam, bu yüzden burası sadece geçici bir ev.

Sarayla dünyanın geri kalanı arasındaki kraliyet bağlantısı benim.

Bir takımım var; ama bazı şeyleri kendim yapmayı tercih ediyorum. Kral’dan diğer liderlere bu geceki gibi gizli mesajlar ileterek sürüler arasındaki çatışmaları çözmek için gönderilirim.

Kraliyet meseleleriyle ilgili her şeyi yapıyorum. Dünyanın her yerinde.

Bara giderken ceketimi çıkarıyorum, papyonumu gevşetiyorum ve kol düğmelerini çıkarıp gömleğimin kollarını dirseklerime kadar katlamadan önce birkaç üst düğmeyi çözüyorum.

Kendime bir içki koyup, kanepeye doğru yürüyorum ve dizüstü bilgisayarımı çalışmak için açıyorum.

Telefonum cebimde titriyor ve ekrana bakmak için çıkartıyorum. Arayan güvenilir birkaç arkadaşımdan biri olan, Louis de Vauquelin. Son duyduğumda İbiza’daydı.

“Gideon. Neredesin dostum?”

“Louis” diye cevap veriyorum. “Los Angeles’tayım. Sen neredesin?”

“Hala İbiza’dayım, ama burada işim bitti.”

Cep saatimi çıkarıp açıyorum. Saat neredeyse gece yarısı, yani orada saat daha sabahın dokuzu.

Kıs kıs gülüyorum. İş? “Parti demek istedin herhalde. Senin eğlenmen ne zaman biter ki?”

Kıkır kıkır gülüyor. “Hepimiz senin gibi 7/24 çalışmak zorunda değiliz. Bazılarımız mesela “yaşamak” gibi şeylerden de hoşlanır”

“İşimden zevk alıyorum.”

“Evet, evet… Sürekli söylüyorsun ama L.A. yılın bu zamanında kulağa hoş geliyor. Seni ziyarete geleceğim,” diyor.

“Hayır, hiç zahmet etme. Yakında Los Angeles’tan ayrılacağım. Belki birkaç gün içinde Lizbon’da buluşabiliriz?” İlgilenmem gereken bazı işler ve birkaç sürü lideriyle toplantım var.

“Kulağa harika geliyor. Los Angeles’tan ayrılırken bana haber ver,” diyor telefonu kapatmadan önce.

“Akşam yemeğinde bunu mu giyeceksin?” diye annem sordu, yırtık kotumu ve büyük yeşil kazağımı incelerken.

Kazağın üzerinde kocaman oynayan gözleri olan gülümseyen bir inek yüzü ve üzerinde “Sütün var mı?” ifadesi var. Üstünde ayrıca kötücül görünümlü ördekler ve tavuklar da var.

“Ne? Çok sevimli!” dedim karşılık olarak.

Evet, aslında çok çirkin… Ama annemin gerçekten ne düşündüğümü bilmesine gerek yok.

Gözleri büyüyor. “Hayır, kıyafetini şimdi değiştirmeni istiyorum, Layla.”

“Aahh, anne!” Dolabıma ayaklarımı vurarak gittim. 22 yaşındayım; ama annem bana hala küçük bir çocukmuşum gibi davranıyor. Çok üzücü, gerçekten.

“Hayır, hayır! Başka çirkin bir kazak değil,” diyor annem, eskiden ağabeyime ait olan gri bir kapüşonluya el attığımda.

“Al, bunu giy,” diyor, işi kendi ellerine alarak. Bana daha önce bir kez giydiğim açık pembe bir elbiseyi veriyor.

İstemeden alıyorum ve odamdan çıkıyor. Aah! Bu tartışmayı kazanamam.

Bir yıl önce insanların arasında yaşamak için evden ayrıldım. Sürü bölgesinden yaklaşık yarım saat uzakta; ama neredeyse her hafta sonu onlarla aile yemeği yemek için geri dönmem için beni suçlu psikolojisine sokuyorlar.

Belki de daha uzağa taşınmalıydım.

Ailemi seviyorum ama hayatıma müdahil olmaları artık kontrolden çıktı.

Giyinmem bittikten hemen sonra yatak odama geri dönüyor.

Tanrım, nelere katlanıyorum…

“Şimdi otur Layla.” Benim için makyaj masasına bakan bir sandalye çıkardı. Yerimi alırken gözlerimi devirmemeye çalıştım.

“Çok güzel bir kızsın, tatlım. Neden böyle saklamak zorundasın?”

İkimiz de aynadaki yansımalarımıza bakıyoruz. Anneme pek benzemiyorum. Annem bir insan, babam ise bir kurt adam.

“Güzel bir kurt genine sahip olduğun için şanslısın,” diyor.

Kurt adam genim olmadığını söylemek istiyorum. Ben bir insanım… Tıpkı onun gibi. Tek fark, onun onu seven bir eşi olması, benimse buna sahip olmamam.

Annemden miras aldığım tek özelliği olan açık ela gözleri bana bakıyor; ama tek kelime etmiyorum.

Vahşi, kıvırcık kahverengi saçlarımı karıştırıp başını sallıyor. Sonra onu kafamın üstünde gevşek bir topuz yapmaya çalışıyor. Ancak görünüşümden memnun kaldıktan sonra gitmeme izin veriyor.

“Büyükanne, koltuğun tam orada.” Büyükannemi her zamanki sandalyesine oturması için “nazikçe” zorlamaya çalışıyorum.

Şimdi benim sandalyemde oturuyor, bu da demek oluyor ki bana ayarladıkları Kofi’nin -ki kendisi bugün ekstra çirkin görünmeye çalışma nedenim- yanındaki tek sandalyede oturmak zorundayım.

Kımıldamayı reddediyor. “Off, kalçam. Şimdi kalkabileceğimi sanmıyorum. Yemin ederim, yakında yeni bir kalçaya ihtiyacım olabilir. Şimdi, ne demiştin, Layla canım?”

87 yaşındaki anneannemi öldürmemeye çalışıyorum. Kendisi on yıl önce büyükbabam öldüğünden beri bizimle yaşıyor.

Aynı zamanda normalde turp gibi; ama istediğini yaptırmak için bilinen her rahatsızlıktan mustaripmiş gibi davranan kurnaz yaşlı kadının teki.

Bu akşam yemek masasında babam, annem, büyükannem, küçük kız kardeşim Maya ve yeni bulduğu eşi Abraham, ağabeyim Kaleb, onun eşi Carmen ve Kofi oturuyor.

İç çekiyor ve yenilgiyi kabul ediyorum.

Masanın diğer tarafına yürüyorum ve Kofi’nin yanına oturuyorum. Kofi, ağabeyimin 10 yıl önce eşini kaybeden arkadaşı.

Her hafta sonu bu evde neredeyse bir demirbaş; çünkü onun benim için mükemmel kişi olduğunu düşünüyorlar.

“Bu gece çok güzel görünüyorsun, Layla,” diyor Carmen. “Sence de güzel görünmüyor mu Kofi?”

“Her zaman güzel görünüyor,” diye yanıtlıyor Kofi büyük bir gülümsemeyle.

İnlememi bastırıyorum. Tanrı yardımcım olsun.

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Kimberley Mills

Bu uygulamaya gerçekten doyamıyorum. Zamanımın çoğunu kitap okuyarak geçiriyorum. İşte bile okuyorum! Sadece bir bölümün tadına bakmam yetiyor. Kitapların yazarları , dâhiler. Yazdıklarını takdir ediyorum. 💜

⭐⭐⭐⭐⭐

Shannan Penisione

Bu kitaplara kapıldım… Güle güle Netflix. 😊

⭐⭐⭐⭐⭐

Steffie Cliff

Doğrusu bu uygulamanın harika olduğunu düşünüyorum. Hemen hemen her gün bayılarak kullanıyorum.👌🏻❤️

⭐⭐⭐⭐⭐